Nihat Genç
http://www.facebook.com/video/video.php?v=120036058323&ref=mf

Sayfa yöneticisi:
http://www.facebook.com/Zzebany

Sayfanın haklarının geri verilmesi için şikayetinizi info@facebook.com ve disabled@facebook.com adreslerine mutlaka iletiniz.
Fans

6 of 119,814 fansSee All

Photos

1 albumSee All

NihadaUpdated about 5 months ago
Poll

Nihat Genç'in en beğendiğiniz eseri hangisi?

    Results
 
Bu insanların başında kubbe yok. Allah ile aralarına birileri girmiş. Bir duvar çekmiş, onları labirentlere almışlar. Tabiatın ırzına geçilirken, nükleer bombalar dünyamıza tehdit oluştururken, nerede bilim adamları, aydınlar?

Eskiden belediyelerde kadrolu fareler vardı. Rögarlar sıkıştığında bu kemirici fareleri kanalların içini kemire kemire açsınlar diye atarlardı oraya. Rögar fareleriydi bunlar. Şimdi aydınlarımız, AKP hükümetinin başına bir sıkıntı geldiği zaman köşelerden rögarlara atılan fareler gibiler... AKP’nin, inşaat şirketlerinin, altın şirketlerinin, nükleercilerin önünü açmak üzere görev üstlenip Amerika’nın, iktidarın rögar fareleri oluyorlar... Bu rögar farelerinin şöyle dönüp de göğe, şu sonsuz semaya bir baktıkları yok.

Bu topraklarda istediğimiz, altına gireceğimiz küçük bir kubbedir... Biz, bu ülkenin altınlarını değil, ağaçlarının gölgesini sevdik. Hafız’ın lafıdır; ‘Rüzgâr geçtiği yerlerin kokusunu taşır…’ Herkes bulunduğu yerin kokusunu taşır… Gökkubbenin veya rögarların…

(Nihat Genç'in her eseri gibi, son eseri Veryansın'ı da okumanızı öneririz)
Bana Bir Şimşek Çak...

bana bir şimşek çak
ortalık fena karanlık
yüreğim örtülüyor
ağır bir dalgınlığa genişliyorum
durmadan değişen o mevsimde
dağlarda kalın
omuz omuza bulutlar
çok fena kalabalık
ellerim çıplak
bana bir şimşek çak
kötü bir tuzaktayım
bilmem ne yapsak
aklımda fikrimde onlar
yaşlı ve genç
erkek ve kadın
korkularıma tutsak

bana bir şimşek çak
içim içime sığmıyor artık
vahim bir çağrışımdan
daha vahimine atlamaktayım
bana bir şimşek çak
belki fena halde
yanılmaktayım
o ince kız çocuğu
gün doğmadan her sabah
bir hapisaneden bir nezarethaneye
kelepçeli götürülüyor
dudakları titrek
gözlerinde buğu
bilmem ki nasıl anlatayım
bağışlanmaz suçu dünyayı sevmek
bir de o
adını bile bilmediği
kıvırcık saçlı'devrimci'öğrenciyi
fakülte kapısında vurulmuş
yağmurun altında
çıplak
bana bir şimşek çak
çok yanlış anlaşılmaktayım
hesabım yanlış bir mahkemede görülüyor
içimdeki zemberek
boşandı boşanacak
yaşamak mı gerek
yoksa unutmak mı
şaşırmaktayım
galiyef yoldaş ne olacak
galiyef yoldaş sibirya sürgünü
sanki yalın bir bıçak
kayarak
bir kırlangıç hızıyla
bulutların arasından
karanlığın böğrüne saplanacak

galiyef yoldaş ne olacak
galiyef yoldaş sibirya sürgünü
elinde bir mektup eski yazıyla
artık yüzünü bile unuttuğu
karısından
burnunda sadece kokusu var
ilkbahar kadar müşfik
sonbahar kadar yumuşak
galiyef yoldaş ne olacak
avrasyada hala mazlumların uğultusu
kısa bozkır atlarının nallarından
gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor
azadlık mermileridir
çekirdekleri çelik
cehennem gibi sıcak

bana bir şimşek çak
sala veriliyor görünmez minarelerden
İzmir de istirdat ı yaşamaktayım
bir yangın soluğu sokak içlerinden
kordonboyunda muzaffer atlılar
fahrettin paşanın süvarisi
bana bir şimşek çak
yolumu aydınlatacak
gazi'nin gözlerinden
mavi bir şimşek
kuva-yı milliye mavisi
aynı emaneti taşımaktayım
'hürriyet ve istiklal benim karakterimdir'
çünkü hain sinsi ve korkak
aynı düşmana karşı
savaşmaktayım

ATTİLA İLHAN








SULTAN GALİYEV

Ülkemiz milli sanayisini kolluyor ve ithal ikamesi uyguluyordu, yani, bizde varsa dışardan alınmıyordu. batı bize, sizinki hem kalitesiz, hem pahalı, böyle ekonomi olmaz, bizden alın, dedi. ve yüzlerce liberal yazarımız ithal ikamesi karşısında şiddetli yazılar yazdı, ekonominin dünyaya açılmasını bas bas bağırdılar. şimdi dinleyin. çin oyuncakları pıyasayı sarstı ve onlarca şirket acılar içinde kapandı. başta amerika, liberal yazarlarımız bizleri çin'e düşman yapmak için harekete geçti. önümüzdeki yıllarda ülkemizde yüzlerce çin düşmanı yazılara hazırlanın.

oysa çin oyuncakları çok ucuz ve kaliteleri de fena değil. başta afrika olmak üzere yoksul çocuklar nihayet oyuncak almaya hatta birbirlerine hediye almaya başladı. bizim varoşlarımızda dahi çocuklar doğumgünü kutlamaya başladı. sebebi, ancak bir sakız alabilecekleri 500 bin - 1 milyon liraya, artık sevdikleri bir oyuncak alabiliyorlar. derhal saldırıya geçildi, ucuzluk suç ilan edildi. hepimiz artık çin'e karşı hırslanıyor; çin'i ülkemizden kovmanın yollarını arıyoruz. oysa batılı malların gelmesiyle de yüzlerce şirket kapanmıştı. neden bu isyan çünkü, batıdan gelmeyen her şey vahşidir, pistir, kötüdür. demek ki liberalizm sadece batıya açık olmakmış. eğer piyasamızı çin'e karşı "koruyacaksak", batıya karşı da koruyalım. buna, liberalizm degil, batının sömürgesi olmak denir.

hem fethullah hoca, hem tayyip erdoğan kayıtsız şartsız amerikan siyasetinin egemenliğine girmiş durumda. bu duruma da sömürgecilik demiyoruz, ne diyoruz, dünyaya açılmak. bakın daha iyi bir "sömürge" örneği vereyim. azerbaycan'ın topraklarının yarısı on yıldır ışgal altında, tüm mal varlığı olan petrolün yarısı ruslar'ın yarısı da amerika'nın kontrolü altında. işte buna da "sömürge" demiyoruz, "dünyaya açılmak" diyoruz. hatta irak'a dahi işgal edildi diyemiyoruz, ne diyoruz: demokratikleşme sancıları çekiyor. suriye'ye bakalım, israil canı çektikçe şam'ı bombalıyor, üstelik yıllardır golon tepeleri'ni işgal etmiş, masaya dahi oturmuyor. bu duruma ne diyoruz, "suriye dünyaya açılmayışının cezasını çekiyor...

bu şarlatanlıklar bitmez, biz işimize bakalım. dersimiz, anti-emperyalizmin başına gelenler! milli voleybolcumuz neslihan, ilhan mansız gibi, yeteneği ve güzelliğiyle japonlar'ın ilgisini çekti. japon kameralar neslihan'ın yanından aynlmadı. neslihan: "japonlar, ilhan mansız gibi biz eskişehirliler'e çok ilgi duyuyor" diye bir demeç verdi.

11.,12.,13... 14. yüzyılda cengiz ve timur?un orduları, avrupa ve rusya içlerine kadar ilerleyip, geriye, birbirinden çok uzak ve çok dağınık bir tatar nüfusu bıraktı. mısır'da dahi araplaşmış tatar görebilirsiniz. rusya içlerinde kurdukları devletin adı: altınordu. 15 ve 16. yüzyılda tarih sahnesine çıkar. rusların ural-altay'ı aşması, sibirya'ya uzanması için altınordu devletinin yıkılması gerekiyordu, altınordu devleti yıkıldı ve geriye bölük pörçük yaşayan tatarlar kaldı.

17. ve 18. yüzyılda, çarlar'ın ve ortodoksların en büyük siyaseti işte bu dağınık tatar nüfusu hıristiyanlaştırmak ve ruslaştırmak, oldu.
ruslaştırma ve hıristiyanlaştırma siyaseti yüzlerce yıl sürdü ve bir "dönme" çağı başladı. öyle ki tatar nüfus tamamen asimilasyona tabi tutuldu. öyle ki 19. yüzyıla geldiğimizde tatarlar için en büyük tehlike, "dönme tatarlar" oldu. çünkü, artık tatarlar'ı ruslaştıran-hıristiyanlaştıran bu dönmelerdi.

19.yüzyılda orta-asya ayağa kalktı. müslüman ve türk halklar, bu erime, dönme ve asimilasyona son vermek için halklarının bağımsızlığı mücadelesine girişti.

bugün bizim de okullarımızda okutulan kırım tatarları'nın efsanevi ismi ismail gaspıralı"nın parolası buydu: "dilde, işte, fikirde birlik!".. tatarlar, kazan vilayetini yurt kabul ediyordu ama burada dahi sayısal üstünlükleri yoktu. islak elinizi çırparak orta-asya'dan rusya içlerine su serpin. her bir köşe de küçük azınlıklar olarak yaşayan onlarca tatar yerleşim göreceksiniz, başka halklara karışmış... bu yüzden tatarlar'dan, "kırım tatarları", "volga tatarları" diye söz edilir...

19.yüzyıl aynı zamanda türkler'in uyanış yüzyılı. orta-asya'da halklarının bağımsızlığına çalışan türk aydınlar, büyük edebiyatçılar, dilciler, felsefeciler ve din adamıları yetiştirdiler. bu aydın hareketinin adı: cedidî idi. yenilikçiler, demek. cedid hareketi bolşevik ihtilaline kadar akıl almaz işler gördü. müslüman ve türk halklarını biraraya getirmek, hıristiyanlığa, ruslaştırmaya ve emperyalizme karşı atağa geçmekle kalmadı, birçok doğu halkları konferansları tertiplediler.

yüzyıl önce, yani 1900'lü yıllardan başlayarak ve peşpeşe müslüman halklar, doğu halkları konferanslarıyla, orta-asya'da bağımsızlık ve aydınlık rüzgarları estiriyordu.

doğuda, müslüman ve türk halklarının dergileri, gazeteleri, bilimadamları ülkeden ülkeye koşuyor, orta-asya uyanıyor. müslüman doğulu halklar kendi bağımsız federasyonlarını kurdular, kuracaklar. bugün tarihçilerin görüşü şudur; bolşevik ihtilali on yıl kadar gecikseydi orta-asya bağımsızlığına kavuşabilecekti.

bağımsızlık mümkün olmadı, çünkü; doğulu müslüman halkların emperyalistler karşısında verdiği amansız bilim, dil, din ve siyaset savaşı yıllarında, rusya'da da çar'a karşı dünya tarihinin en büyük devrimlerinden biri hazırlanıyordu.
hazırlayanlar: proleterya! yani, sanayi çağıyla avrupa'da gelişen işçi sınıfının rusya kolu. cedid hareketi içinden yetişen onlarca aydın, kendileri gibi emperyalizme karşı savaşan bolşevik liderlerin ve proleteryanın saflarına geçti. bolşevikler'in rusya'da çan devirip bir sovyetler kurması mümkün. ancak, sanayi çağı yaşamamış doğu topraklarında ağalara, beylere, emperyalist sömürüye karşı savaşacak işçi bulmak mümkün degildi. bu yüzden proleter devriminin ona-asya'ya taşınması da mümkün değildi. bolşevik devriminin orta-asya steplerine uzanması için başka yollar bulunması lazımdı.

mesela, orta-asya 'nın milli ve dini uyanışının liderleri ve halklarıyla pekala yanyana gelinebilir. gelinebilir ancak bu yanyana geliş sadece "taktik" bir şey olur. çünkü, proleterya, milli ve dini her şeyin burjuva değeri, feodal değer olduğunu söylüyor, sınıfsız bir dünya arzuluyordu!

yani, doğu halklarının bağımsızlık değeri ve gücü proleterya değil, doğu halklarının bağımsızlık arzusu, dini ve milli değerlerin emperyalizme karşı savaşılıp korunmasıydı.

bolşevik liderler, proleteryanın teorisyenleri, bu duruma acil bir çözüm buldular: "self-determinasyon"... yani her halk kendi siyasetini kendi belirleyecek. orta-asya'nın aydınları için bu çok cazip bir teklifti ve hemen bolşevik devrimine yürekten katıldılar.
bu yüzden, bolşevik liderler, çar'ın ordularına karşı bölünmernek için uzun müddet orta-asyalı, müslüman ve türk bolşeviklerin milli ve dini konferanslarına, dergilerine ses çıkartmadılar. hatta stalin, doğu müslüman halkların bu konferanslarına ve taleplerine sıcak baktı, destekledi.

ortada büyük bir "teorik" anlaşmazlık vardı. bir tarafta, rusya'nın devrimcileri "proleterya", yani işçi sınıfı. işçi sınıfını sanayi toplumu ortaya çıkarmıştı. oysa, doğuda böyle bir sınıf yoktu. böyle bir sanayi yoktu. kızıl kıyamet burada koptu... doğu topraklarında emperyalizme karşı mücedeleyi nereye koyacağız, bunun adı nedir? yoksa batıda gelişen işçi sınıfı tüm doğunun da motoru, gücü, öncüsü mü olmalı.

marksist teorisyenler işçi sınıfı yetiştirmemiş doğulu halklar için özel bir sayfa açtı, yüzyıldır bu doğunun özel tarihsel süreci tartışılır, bunun herkesçe bilinen meşhur adı: asya tipi üretim tarzı, yani,atüt!

1917 bolşevik ihtilali olmuş, ancak, iç savaş süreci uzadıkça uzuyordu, çünkü, rusya steplerinde çar'ın ordularını bulup yakalamak ve yok etmek imkansızdı. bu günlerde doğulu halkların ve doğulu bolşevik aydınların karşısına geçmek doğru olmazdı.
ta ki, iç savaş süreci bitip, orta-asya'nın kahraman devrimci türk bolşevikleriyle çar'ın orduları tamamen temizlenene kadar. artık, moskova merkez sesleri geliyordu. yani, tüm ülke merkeze bağlanmalıydl. yani, "kontrol" merkezden sağlanmalıydı. hemen harekete geçildi, türk ve müslüman halkların, aydınların dergileri, gazeteleri, dernekleri, konfederasyonları yasaklandı. bütün doğulu halkların milli ve dini değerleri milliyetçi sapma olarak değerlendirilip yok edildi.

bolşeviklerle kolkola emperyalizme ve çarın ordularına karşı savaşmış doğulu halklar ve aydınlar, bütün siyasi, ekonomik tekelin moskova'ya kayıtsız şartsız bağlandığını gördüklerinde iş işten geçmişti. aldatılmışlar, kazıklanmışlardı. çünkü artık stalin iktidardaydı ve milyonlarca türk'ü yerinden yurdundan trenlere bindirip sibirya çöllerine sürüyordu. bir vahşet. dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük mezalimleri başladı. stalin taş üstünde taş bırakmadı. cengiz dağcı'nın eşsiz romanlarını okursak, kadınların tülbentleri, dantelli mendillerine dahi "milli değer" diye el konuldu. türk'ü, müslümanlığı hatırlatan her şeyin üstünden buldozerler geçti.
asıl facia, 19. yüzyılın büyük cedid, aydınlanma hareketinin yetiştirdiği bir büyük kuşak yok edildi.

öyle bir "yok ediliş ki?, 1940'1ı yıllara geldiğimizde, orta-asya'da kendi tarihini, kültürünü, bir önceki kuşağın adlarını, çabalarını bilen tek bir insan kalmadı çünkü yeni bir kuşak, komünist okullarda, komünist eğitimle yetişmişti. yirmi yıl gibi kısa süre içinde, tarihleriyle, kültürleriyle benlikleriyle, aydınlarıyla hiçbir ilişkileri kalmamıştı...

ancak kaçan kurtulabiliyordu, kaçanlara bir örnek: 1930'lu yıllarda türk devletine türkçülük ve ruslar'ı devirmek için nazilerle işbirliği teklif için nazilerle gizli örgüt dahi kuran ünlü tarihçimiz zeki velidi togan'dır. rusya steplerinde olup bitenleri ancak gizli servisler ya da kaçanların ağzından öğrenebiliyorduk. (bir küçük not: ii. dünya savaşı'nda naziler yenilince bu gizli türkçü örgütün elemanlarını yeni kurulan cia üstüne geçirip kullanmaya başladı, bugünkü türkçü ve milliyetçi hareketin amerikancılığı da burdan başlar.)
ve tarih hepimizi şaşırtarak bilinmeyen sürprizlere doğru ilerledi. berlin duvarı'nın çöküp sovyetler'in yıkılmasıyla olup bitenleri teorik olarak anlamak mümkün değil. komünist, marksist okullarda yetişmiş sovyet siyasetçiler, bir günde çar siyasetine döndüler.
yani, sovyetler'in adı bir günde rus milliyetçileri oldu. rus emperyalizmine ve rus ortodoksluğuna geçiş yapmak onlar için bir saniyelik işti. derhal, kaldıkları yerden çarlık siyasetine dönüp, yeni bir milli ve dini ve emperyalist hayata başladılar. seksen yıldır eğitim veren marksist teori ve okullar, ruslar'dan tek bir kişiyi dahi milli ve dini sapmalardan kurtaramamış, aksine daha deli daha manyak bir rus milliyetçiliği ve rus ortodoksluğu tarih sahnesine fırladı...

seksen yıldır okullarında okutulan marksist teori, ruslar'ın milliyetçilikleri ve ortodoksluklarına hiç zeval vermedi, aksine pekiştirdi. işte, milli ve dini değerlerin asla yok edilemeyeceğini bize öğreten bu seksen yıllık labaratuvar, bugün insanlığın önünde büyük bir tecrübe gibi durmaktadır.

yeniden milli ve dini değerlere dönüş yapmaktıysa niyetiniz, milyonlarca müslüman ve türk'ün milli ve dini değerlerinden bir yüzyıl ne istediniz? milyonlarca müslümanı, türk'ü neden öldürdünüz.

işte bu soruların çoğaldığı bugünlerde türkiye aydınları orta-asya'nın bağrından çıkmış bir bolşeviki sıkça tartışmaya başladılar, adı: sultan galiyev!..

bugünlerde attila ilhan yazılarıyla, halit kakınç kitaplarıyla sultan galiyev'ı türkiye'nın gündemine taşıdılar, ikisine de sonsuz teşekkürler...

ancak ülkemizde sultan galiyev'in fikirlerini en güzel özetleyen kitap, hürriyet yayınları'ndan 1981 yılında çıkmış: sultan galiyev ve sovyet müslümanları adlı kitaptır. iki yazarlıdır: alexandre bennigsen-chantal ouelquejay..
benım kuşağımın sultan galiyev'i tanıdığı kitap, bu kitaptır. yeni baskısı yapıldı mı bilmiyorum. eski kitapçılarda hala bol miktarda mevcuttur.

sultan galiyev'i tanımadan önce gözlerinizi kapatın ve tarihin karanlıklarına, orta-asya bozkırlarına doğru avazınız çıktığı kadar bağırın: sultan galiyev! sultan galiyev!.. çünkü sultan galiyev, yazımın burasına kadar söylediğim her şeyi "öngören" ve "bas bas bağıran" bir bolşevikti...

fikirlerimizi, coşkumuzu borçlu olduğumuz adamın adıdır. sultan galiyev'in fikirlerini bir kaç satırda özetlemek mümkündür, bugün "galiyevizm" de denilen doktrin şudur: "doğulu halklar, amerika, avrupa ve rus emperyalizminden korunmak için kendi konfederasyonlarını, sosyalizmlerini kurmak zorundadır!...

bunu tamamlayan görüş şudur: "sanayi devrimini yaşamamış doğulu türk, fars, arap, müslüman halklar, milli ve islami değerleri korunarak sömürgeler enternasyonalizmini kurmalıdır!..

henüz 1920'lerde söylediği şudur: "sovyetler rejimi, hızla rus milliyetçiliğine ve devlet kapitalizmine dönüşecek!"..
ancak, en çok yankı bulan tüm fikirlerinin temeli olan düşüncesi şudur: "avrupa proleteryası kendi sömürgeci burjuvasıyla iş birliği yapmıştır. sömürge kaynaklarını burjuvasıyla ortaklaşa hüpletmiştir. bu yüzden avrupa solu, dünya sosyalizmine öncülük edemez, motor rolü oynayamaz!"..

bu düşüncesini tarih doğrulamıştır. avrupa proleteryası sömürge kaynaklarıyla zenginleşen avrupa burjuvasıyla güle oynaya avrupa birliği'ni kurmuş; sovyetler, bir günde, eski çar sıyasetıne başlamıştır!

ancak, sultan galiyev gerçek bir devrimci, gerçek bir bolşevikti. milli ve dini değerlere kalben inancı yoktu. milli ve dini değerlerin tarihten ve halkların gönlünden silinemeyeceğini tarihi bir gerçek olarak kabul ediyor, söylüyordu. sanayi devrimi yaşamamış doğulu halkların en büyük bağımsızlık değerlerinin milli ve dini değerleri olduğunu söylemeye çalışıyordu.
ve sultan galiyev bu düşüncelerini hiçbir zaman gizli kapaklı söylemedi. aksine, aleni, dergilerde, konferenslarda ulu orta bağırarak haykırarak söylüyordu. bir dizi doğu halkları konferansı ve sonuncusu bakü, doğu halkları konferansı'nda da söyledi. sultan galiyev o günlerde arkasına orta-asya'yı almış çar'ın ordularına karşı savaşıyordu, bu yüzden kimsecikler sultan galiyev'in bu görüşlerine sesini çıkartamıyordu.

ta ki, sovyet devrimi içerdeki savaşı durduruncaya kadar. 1929'da sultan galiyev bu görüşleri yüzünden tutuklandı ve bu görüşleri "milliyetçi sapma" kabul edilip on yıl hapis yattı. sultan galivev'in bu görüşlerini cazip bulan tanıdık bir sima daha var, trabzon sahili açıklarında denizde öldürülen mustafa suphi! türkiye komünist hareketinin ilk ve tek en büyük ismi. mustafa suphi?nin görevi de, doğulu halkların uyandırılmasıydı; yani, mustafa suphi'nin görevi, türkçe, farsça, arapça dergiler çıkarıp, bir sömürgeler enternasyonalizmi kurmak, emperyalizme karşı doğulu halkları ayaklandırmak!

rusya'da iç savaş, türkiye?de istiklal savaşı, yer yerinden oynuyor, bir avuç adam, dergileri, gazeteleri, konferanslarıyla orta-asya'yı ayağa kaldırıyordu, öyle ateşli, öyle hareketli, öyle deli dolu koşuyorlardı ki, bizim enver paşa dahi osmanlı orduları yenilince oraya koştu... hatta, mustafa kemal türkiye komünist partisinin kurulmasına önce izin verdi... ve sonra mustafa suphi, öldürüldü...
gitti hepsi... yoklar artık... kalemi eline alıp düşünmeye vakit bulamadan yularsız atlara binip orta-asya steplerine koşan bu adamların fikirleriyle, mücadeleleriyle aramızda artık büyük bir kopukluk var!.. hepsi bir bolşevik bunalımı geçirdi. hepsi öldürüldü. milliyetçi bağnazlarca öldürüldüler. ve bugün tarih bu soylu düşünce ve dava adamlarını haklı kıldı. bugün, bu bilge ve acı çekmiş, bu eski zaman kahramanlarının adlarını genç kuşaklara ögretmemiz gerekiyor...

ne diyordu bu adamlar, ne istiyorlardı, hangi fikri yaymak için doğu topraklarını ateşe vermişlerdi!. doğu'nun kaderini değiştirmek istiyorlardı. çağımızın ve tarihlerin en büyük fırtınası bağımsızlık bayrağını, emperyalizme karşı savaşı!
ve öyle günler geldi ki, türkiye'nin komünistleri dahi, bu insanların hem bolşevik hem de milli değerlere saygı duyuşlarıyla alay ettiler!.
oysa bugün, 2000'li yıllar... dünya siyaseti, bosna, çeçen katliamları, irak, afganistan işgali, sömürgeleşen türkiye, azerbaycan'ı gördükçe, hepimiz çığlık çığlığa yırtınarak bu soylu adamların sözlerini hatırlıyoruz...
ne diyelim, iş işten geçti mi diyelim... ya da, tarihin karanlıklarına doğru avazımız çıktığı kadar bağırıp: "çık gel mustafa suphi, kalk gel sultan galiyev!" diye mi bağıralım.

dedikleriniz oldu, sovyetler yeniden çarlığa dönüştü, avrupa proleteryası tüm dünyayı kandırıp kendi burjuvasıyla mutlu bir hayata başladı. dediğniz oldu, türkler'in, farslar'ın, araplar'ın doğulu mazlum halkların, emperyalizme karşı büyük birlikler kurulmasından başka hiçbir şansları kalmadı!..

bugün emperyalizm bütün çağlardan daha sert, daha korkunç hegemonik ağlarını batı dışı topraklara atmış, nükleer bombalarla kol geziyor! peki, anti-emperyalist saflara ne oldu? bu düşüncelerle büyümüş kuşaklar nerede? söyleyeyim, kimi feministçilik oynuyor, kimi çevrecilik oynuyor, kimi etnikçilik oynuyor, kimi islamcı-amerikancı, kimi küreselcilik, kimi medyacılık, kimi beyoğluculuk, kimi şöhretçilik, kim che tişörtüyle mutlu, kimi küba'yla nostaljilik oynuyor, kimi avrupa'ya sarılır, kimi halkını aşağılar, kimi bizden adam olmaz yazıları yazar, kimi kürt'ü, türk'ü, şii'yi, arab'ı birbirine kışkırtır.. ne bok olursanız olun, ancak, hepimiz anti-emperyalist ve bağımsızlıktan yana olmayacak mıydık? bitti mi? bitiş sebebini de söyleyeyim. bu eski marksist kuşak, bir zamanlar dünyayı değiştirmek için sömürgeciliğe karşı ayağa kalkmıştı. sebebi, anti-emperyalist yaygara batıdan, batının solundan, batının proleteryasından yükseliyordu. batıdan gelince sorun yok, hemen sarılırlar. batıyla kolkola girip öldüler, hapishanelere düştüler. şimdi değişen nedir? değişen artık batı'dan anti-emperyalist bir slogan, çığlık gelmiyor. batı artık bizim eski marksistlere anti-emperyalist teori göndermiyor. ne gönderiyor batının solu bizim eskilere? etnikçilik oynayın, feministçilik, çevrecilik, insan haklarıcılık oynayın, diyor...

bir zamanlar batının şirketleri, sızler zahmet edip uçak fabrikası kurmayın, bizde kurulmuşu var diyorlardı. aynen böyle. sizler zahmet edip fikir sahibi olmayın, bizde hazırları var, siz tartışmayın, bizde tartışılmışları var, size dergi de veririz, vakıf da veririz, para da veririz, yeter ki siz bizim tartışmalarımızı bizim tartıştığımız şekilde tartışın!.. bu sistem tuttu, bugün doğu topraklarını gezin, tartışılan konular aynıdır, hepsini batılılar öğretmiştir, işte: siyasi reformlar, insan hakları, feminizm, çevrecilik, medeniyet çatışması, başörtüsü... papağan gibi her bir aydınımız bu başlıklar altında, aynı konu, aynı tartışmayı, iran'da da mısır'da da türkiye'de de aynı şekilde sürdürür. tartışılmayan tek şey: "anti-emperyalizm"dir...

bu saçma sapan tartışmalar doğu topraklarının anti-emperyalist öfkesini yok etmekten başka işe yaramadı. iki yüzyıldır bu numarayı yiyoruz. bakın fransız ihtilali, dünyamız için büyük ilerleme, büyük insanlık, büyük kardeşlik, diye bütün sömürge cografyalarından saçıldı, ögretildi ve hepimiz, fransız ihtilalinin kurumlarını ögrenmek için ayağa kalktık. peki sonuç? sonuç, sultan galiyev'in dediğ gibi oldu, fransız ihtilaliyle yüzlerce ülke sömürge yönetimine geçti!.

sırf değişmek için değişen sırf tartışmak için tartışan bir delirmış aydın kuşağı, her boku yiyor, yapamadığı tek şey: anti-emperyalist ve bağımsızlığın saflarında durmak. rusya, bolşevik ihtilalini seksen sene sürükledi ve bir günde gangster bir rus milliyetçiliği ve ortodoksluğa döndü. batının solcu gazeteleri, putin'in despotluğunu, rusya'nın bu yeni vahşi sömürgeciliğini, çeçenistan'ı ve bosna'yı yok edişini tartışmıyor...

dikkat edin, emperyalistlerin milliyetçiliği kutsal, zarif, rasyonel ve hatta küreselleşme ve hatta muhteşem bir kültür olarak tartışılıyor!..
aşağılanan, küçümsenen, her gün yüzlerce yazıyla dalgaya alınan milliyetçilik türü batı dışı toprakların milliyetçiliği. doğunun milliyetçilikleri despot, barbar, kendilerinin milliyetçilikleri bir kültür şaheseri!.. bu öyle aptalca bir sidik yarışına dönüşüyor ki, sultan galiyev de zamanında bu tuzağa düştü, "cengiz ordularının mezalimi, amerikalılar'ın kızılderililer'e yaptıkları yanında hiç kalır" dedi...
bu sidik yarışını hızlandıran batıdır, batı, her çağda doğuyu aşağılamak için yeni kavramlar bulmakta gecikmez! bu son yüzyılda da "milli gelir, kalite" gibi kavramlarla üstünlüğünü ve yarıştaki öncülüğünü herkesin kafasına mıhlayıp batı dışı topraklardaki aydınların "özgüvenlerini" parçalıyor.

özgüvenleri parçalanmış aydınlar bu saçma sapan tartışmaları sonsuza dek sürüklüyor!.. ve bu saçma sapan tartışmalar doğulu aydınlarda özgüvenin çökmesine sebep olurken, bu tartışmaları icad eden batılılar için bu tartışmalar zevk kaynağı oluyor. batılıların dünyayı yönetme coşkusunu göklere çıkarıyor. onlardan sömürdükleri dünya için hesap soran yok, onlara hayran doğulu aydınlar var.
hintlilerle pakistanlıları çatıştıran kimdir, kürtlerle türkleri savaştıran kimdir ve batı bu çatışmalar yoğunlaştıkça zevkten kudurmakta. bosnada dört yüz bin insan öldürülürken zevkten kuduruyorlardı. çünkü bu çatışmalar bizim "azgelişmişliğimizin" ürünüydü, bu çatışmalar, onların sinsi gizli servislerinin ve emperyalist sömürülerinin sonucu değilmiş... bu kardeş kavgaları batıyı daha da "merkez" hale getiriyor. batı istihbarat oyunlarıyla savaştırdığı, kırdığı her halkın ümüğünden sıkıp kendi kapısına getiriyor, işgalini, yasalarını, kendi demokrasisini onaylatıp, imzalatıp postalıyor... on yıl süren iran-irak savaşı kimin eseri? kuzey irak'ta otuz yıldır bitmeyen gizli istihbaratlar kimin malı!

ve hala, topraklarının bağımsızlığını öfkeyle dile getiren doğulu aydınların topu, aptal, zorba, despot, barbar, alay edilecek, dışlanacak, ya da teröristleştirilecek... yani hala anti-emperyalist iseniz batı literatüründe bunun adı; saddamcısınız, yahudi düşmanısınız, anlamı taşıyor... oysa tarih, yüzlerce sömürge ülkesine dışardan aydınlık gelmediğini, dışardan kurtuluş gelmediğini öğretti.
doğu onlar için, soğuk gözlerle incelenecek, gözlenecek ve fikir tartışması sipariş edilecek bir büyük laboratuvar. bu laboratuvara iki yüz yıldır söyledikleri tek şey "değişin" demek. dünya tarihinde bizden çok değişen, bizden çok reform yapan ülke yoktur, olmadı, dinimizi, giysimizi, masamızı, evimizi, dilimizi, yasalarımızı, her şeyimizi tepeden tırnağa değiştirdik. değişme hastalığı öyle şizofrenik hal aldı ki, topraklarımızda canı sıkılan her aydın sabah yazısına "değişin" komutlarıyla başlıyor! dünyada "değişin" diye emirler veren en çok yazı bu topraklarda yazılmıştır...

doğulu aydınların iradeleri bu tartışmalarla köreldi. batıdan çıkmamış hiçbir kitap gündemlerine henüz girmiş değıl. doğulu aydınların hafızası hiçbir işe yaramayan tarihin sonu gibi. medeniyetler çatışması gibi kitaplarla iptal edildi.
tartışa tartışa daha çok sömürünün kölesi olduk; tartışa tartışa anti-emperyalizm ve bağımsızlık safları dağıldı, parçalandı. dünyanın sömürülen yüzlerce ülkesini bir kenara koyun, yanı başınızda azerbaycan; ülkenin yarısı fiili işgal altında, petrolünün yarısını amerika, dığerını rusya götürüyor... sömürgenin daniskası! sömürgelerin sömürgesi!.. bunları konuşan, tartışan yok!...
benim kafam karışık değil. hep beraber el ele verip yeni bir anti-emperyalist kuşak yetiştirmeliyiz; fikirlerimiz, canımız, dergilerimiz, kitaplarımız, her şeyimiz bu anti-emperyalist kuşağın yetişmesinde başrol oynamalı...

şark topraklarının henüz enternasyonel bir dergisi, gazetesi, partisi yok. bu nasıl "küreselleşme", herkes küreselleşiyor biz kendi dinimizden, milliyetimizden olanlarla bir türlü konuşmaya geçemiyoruz. hızla, şarkın partisi. şark halklarının partisı... şark partisi... ve benzer başlıklar altında, şark topraklarının, milliyetçisi, islamcısı, solcusu, çevrecisini aynı anti-emperyalist beraberliğe götürecek yazışmalara, toplantılara girmeliyiz.

farslar, türkler, araplar arasında mustafa suphi ne yapmak istiyorduysa, bugün aynı şeyi yapacağız. doğu halkları konfederasyonu, müslüman halklar federasyonu diyerek, sömürgelerin enternasyonelizmi derken, sultan galiyev neyi kastediyorsa, bugün aynı davayı sırtlanmaktan başka şansımız yoktur!..

kalkıp bana bu büyük örgütlenmeyi maddi olarak kuramayacağımızı söyleyebilirsiniz. örgütler kuracak maddi gücümüz olmayabilir. ama, bunun coşkusunu, duygusunu, fikriyatını yayabilir, yazabilir, konuşur, tartışabiliriz.
kendi irademizle biz bize konuşalım. kendi despotlarımızı, kendi zalimlerimizi bizler aramızda alaşağı edelim. şiirimiz, edebiyatımız, heyecanımız bu davaya hizmet etsin. coşkumuzu ateşte ve ayakta tutarak; anti emperyalist heyecanımızı asla soğutup dondurmadan yeni kuşaklara bağımsızlık rüzgarını uzatabilmeliyiz.

milli ve dini değerlerin asla kökünden kopartılamayacak değerler olduğunu, islamcılarla, milliyetçilerle artık tartışmalıyız. ve onlara, bugün, toprağımızın öz çocukları fethullah hocaların, tayyip erdoğanlar'ın nasıl ve niçin amerika'nın kölesi olduğunu soralım. yani, solcuları, milliyetçileri, islamcıları; hepimiz, herkesi, aynı bağımsızlık çizgisine getirecek tartışmaların içine dalmalıyız...
yani, galiyev'in açtığı kapıdan girmeliyiz. bu topraklarda bağımsızlık bayrağını kim kaldırırsa onun arkasına geçelim.
ve sonra. trabzon mebusu ali şükrü bey, mustafa suphi'yi kim öldürdü diye ateşli bir konuşma yapar mecliste. ve sonra mustafa kemal'in koruması topal osman sen kimi ima ediyorsun deyip boğazlayarak öldürür ali şükrü bey'i...

ve sonra. cemal paşa tiflis'ten orta-asya'yla toparlamaya giden enver paşa'ya haber gönderir. "sakın anadolu'ya dönüp mustafa kemal'in işini bozma..." ve sonra. enver paşa, 1922'de pamir dağlarında rus mitralyözlerinin üstüne sürer atını ve orada ölür, oraya gömülür... (kemikleri on yıl önce istanbul'a getirildi)

ve sonra. dünya böyle bir fikir görmedi. böyle bir soğuk. kazan'dan yola çıkar galiyev'in atlıları. soğuktan donmuş arkadaşlarının cesetlerini kızaklara bağlar. soğuktan boku donuyor askerlerin. yağlı ve bitli kalpakları. askerler birer birer tifodan ölüyor. buzdan birer kalıp gibi atıarına bindiler. bir tahta barakada sabaha dek ateş etrafında tartıştılar. beyinleri kuş tüyü yastık kadar hafif. dünya böyle sıcacık fikir görmedi hepsi işsiz, güçsüz. hepsi tartışa tartışa sabaha varmadan generalliğe yükseliyor. sonra. galiyev atını gözle görülmeyen başka dünyalara doğru sürükledi. kardeşleri. bolşevik yoldaşları yolunu kesip tutukladılar. dünya böyle bir kalleşlik görmedi. galiyev bir daha kazan'a dönemedi. fikirlerinden, inadından, gururundan ne mahkemede ne hapiste zerre geri adım atmadı. ve sonra...
moskova'dan yeni efendiler gelip kazan?a lenin?in ölümsüz heykellerini diktiler. ve seksen yıl sonra, olacak şey değil, oldu, komünistler av köpekleri gibi saldırıp yıktılar lenin heykellerini...

ve sonra galiyev'i galiyev'in öz çocukları dahi unuttu. benimki boş bir hayal. olsun, kafamda canlandırıyorum şimdi, o boşalan meydanda, orta-asya'nın bu en güzel evladının heykelini!..."

NİHAT GENÇ
Türkiye kritik ve ağır günlerden geçiyor. Son yıllarda birçok olay atlattı. İlerleyen günlerde bizi neler bekliyor?
Yazıma girmeden Çin’deki çatışmalar için birkaç cümle söyleyeyim, Filistin İsrail’in toprağı değil işgaldir, İsrail’in havadan karadan nasıl acımasız katliamlara girdiğini tüm dünya biliyor. Çeçenistan Rusya toprağı değil işgaldir, sadece hava saldırılarıyla iki ayrı savaşta yüz binlerce insan nasıl katledildi gördünüz. Sincian’da olanlar büyük bir kışkırtma ve katliam olarak görünüyor. Irak Afganistan Amerika toprağı değil işgaldir, milyonları nasıl öldürdüler gördünüz. Anadolu toprakları ise sizlerin öz toprağıdır ve bugün askerimiz köylerde kimlik dahi sorsa tüm Avrupa ayağa kalkıp bas bas bağırıyor. Sincian’da, ne Birleşmiş Milletler ne Avrupa dinlediler. Ama sizler öz toprağınızda Avrupa, Amerika markalı mayınlara dahi ses çıkartamıyor, silahları kim veriyor uluslararası arenada tek soru soramıyorsunuz. Aksine tüm Avrupa ve insan hakları kurumları birkaç vakayı bahane edip dünyanın en faşist en insanlık dışı vahşileri bizlermişiz gibi bildiriler yayınlıyor. Bunun adı ‘güçtür’ ve bu katliamları yapanlara karşı hiçbir dünyalı ‘ambargo’ koyamaz, gerçek budur. İnsan hakları, hukuk, ne anlama geliyor bir daha düşünün. Sonra devam ederiz, hemen yazıma gireyim.
ANCAK MASALLARA SIĞACAK KAVGALAR VERDİLER
Anlattığım tarih değil masal değil, bizim hikâyemiz, biz, eşi benzeri görülmemiş dev orduları nasıl dize getirdik. Dinle, çocuklarına torunlarınıza anlatırsın. Böyle adamlar vardı, gözümle gördüm tanıdım onları. Bu ülkede yaşadılar, itilmiş kakılmıştılar, imkânları hiç yoktu, ‘büyük’ medyası, ‘büyük’ partileri onları yok etmek için otuz yıl geceli gündüzlü uğraştı, içeri attı, dergilerini bastı, görmezden geldi, sansürler koydu, hala onlarcası içerde tutuklu, ama bu insanlar eşi benzeri olmayan tarihin en büyük ordularına karşı akıl almaz, ancak masallara sığacak kavgalar verdiler ve KAZANDILAR…
Başlayalım hikayemize tane tane.
1. KÜRSELLEŞMEYE İMAN EDENLER
1980’li yıllarda medyayı ele geçiren hâkim güçler kayıtsız şartsız ‘küreselleşmeye’ iman ediyordu. Onbinlerce yazı milyonlarca konuşma, partiler, toplantılar, her şeyleri küreselleşmeydi. Şüphesiz ülkemiz İpek Yolu’dur, binlerce kavim bu topraklara ticari yollarla geldi ve karıştık ve en çok karışan ülke biziz ve tabii ki bundan sonra da tüm dünyayla karışarak ticaret yaparak ve komşularımızın hepsiyle kapılarımızı açarak ilerleyeceğiz. Ancak, sizin küreselleşme dediğiniz, Amerika’nın sömürge Planı’dır, işte ülkemizde ‘sömürge tarımı’ uygulanıyor, işte başkaları topraklarımıza istediği gibi girip çıkıyor alıyor ve bizler çaresizce seyrediyoruz, siz, bir İŞGAL planının adına küreselleşme diyorsunuz.
Ve bugün ne oldu, sömürge planları açığa çıktı. Tabii ki dünyayla ticaret yapacağız ve tabii ki sınırlarımızı her komşumuza açacağız, ama bu ülkeyi ‘peşkeş’ çektirmeyeceğiz düşüncesi sonunda galip geldi. Artık halkımız ‘küreselleşme’ planlarına inanmıyor, Reegan’la başlayıp Theacher ve Özal’la devam edip tüm dünyayı Amerika’nın bahçesi yapmayı hedefleyen bu plan suya düşdü.
2. ÖZELLEŞTİRME SON OTUZ YILIN EN ÇOK KONUŞULAN KAVRAMI
Hakim medya tam otuz yıl aralıksız ‘özelleştirme’ diye diye beyin yıkadı. Sadece beş-on adam, karlı değilse, işimize gelmezse satarız, ama karlıysa niçin satalım, üstelik stratejik yerleri üstelik bir gün dara düştüğümüzde bize ihtiyaç olan malları kurumları niçin satalım, diye karşı çıktılar. Hâkim medya özelleştirme konusunda öyle beyin yıkadı ki, tüm partiler tüm halkımız inandı, kahvelerde, bu ülke nasıl kalkınmalı dendiğinde, ‘satacaksın kardeşim, satacaksın’ lafları halkın sağduyu görüşü oldu. Hâkim medya otuz yıl beyin yıkarken bu köhne devlet bu küflü bürokrasiyle iş olmaz deyip, elde ayakta ne varsa KAYITSIZ ŞARTSIZ SATILMASINI emretti ve öyle oldu. Yüzlerce işletme satıldı, kimi sembolik bir liraya kimi bedavaya. Ve bu işyerlerini bedavaya kapanlar işi geliştirip karlılık üretim getireceklerine tam tersi tüm işçileri işten atıp aldıkları işletmelerin sadece arazisine oturdular. Ve bugün bunlardan hesap dahi soran yok. Arap Yahudi demeden herkese satıldı, en verimli en karlı işletmeler satıldı, Türkiye halkının yüzlerce yıllık emeğiyle oluşturduğu her şey gözlerinizin önünde herkes sustu, bir biz ayaktaydık ve aralıksız savaş verdik.
Dün yüzde doksanlara varan kitleler ‘özelleştirmeye’ kayıtsız şartsız inanıyordu, bugün inanan kalmadı.
Ve şimdi halkın yüzde doksan dokuzu ÖZELLEŞTİRME’nin bir yağma talan planı olduğuna nihayet iman edip inandı.
3. AB’YE GİRMELİYİZ YAYGARALARIYLA TÜRKİYE’DE YER GÖK OYNADI
Son yirmi yıl geceli gündüzlü sabahlara kadar AB’ye girmeliyiz yaygaralarıyla Türkiye’de yer gök oynadı. Yüzlerce yazar büyük hakim güçleri kullanarak beyin yıkadılar. Ve halkımız 2003 öncesi yüzde yetmişe varan bir oranla AB’ye girelim düşüncesine getirildi. Kaç kez, girdik, oldu, bitti, diye manşetler çekildi. Beş-on adam ısrarla, federasyon, azınlık, Yunan ve Ermeni tavizleri koparmadan yanaşmazlar tezini işledik ve bizim dediğimiz oldu, AB rüyası, aynen Yunan ve Ermeni ve azınlık ve federasyon tavizleriyle büyük kandırma planı ortaya çıktı ve çöktü. Yirmi yıl aralıksız ülkemizi değerlerimizi aşağılamaktan yorulmadılar. Akla gelmeyecek her küfrü aşağılık lafı sarf ettiler ve sonu hüsranla bitti. Evet, inatla ısrarla yorulmadan beş-on adam büyük bir kavga verdi, çoğu şimdi hala içerde. Halkımızın yüzde yetmişi girelim diyordu, 2003’ten bugüne tamamen değişti ve yüzde halkımızın büyük çoğunlu yüzde yetmişi girmeyelim düşüncesine geliverdi. Neye rağmen, bu dev medyaya bu büyük propagandalara, manşetlerin sabahlara kadar bitmez tek yanlı tartışmaların gücüne rağmen, bunları unutmayacaksın.
4. 2003 YILINDA IRAK SAVAŞI BAŞLARKEN TÜRK MEDYASI ABD BAYRAĞI DALGALANDIRDI
Mesela Habertürk ekranlarında bir ay süreyle ve gazete köşe yazarlarını oturduk saydık, 500’ün üstünde köşe yazarı Türk Ordusu’nun Irak’a savaşa girmesini destekliyordu ve 500’ün üstünde bu yazarlar Amerikan Ordusu’nu teşvik yazıları yazıyordu. Bizleri ise Saddamcılıkla suçluyorlardı. İnatla yorulmadan Türk Ordusu savaşa giremez, Müslümanlara el kaldıramaz, ABD’nin köpeği olamaz, Batı’nın Haçlı Ordusu’na katılamaz deyip Batılılar’ın Nato döneminde olduğu gibi ileri karakolu olamaz düşüncesini gücümüz yettiğince savunduk. Bugün hala Türk Ordusu’nu Afganistan’da muhabereye sokmaya çalışıyorlar, Türk Ordusu, Lübnan’da Irak’ta ve Afganistan’da savaşsın diye sıkıştırmalar sürüyor. Niçin savaşalım. Biz deli miyiz? Ve Irak’ta bir buçuk milyon Müslüman öldürüldü. Bizimle dalga geçenler nerde? Hem Türk Ordusu’na savaşa gir teşvik yazısı yazanlar hem Amerikan Ordusu’na övgüler düzenler (ABD’NİN DEV GÜCÜNE KİMSE KARŞI ÇIKAMAZ, GÜÇLÜNÜN YANINDA OLMALIYIZ, tezini işlediniz) bugün nerdeler?
Elinde ayağında hiç imkanı olmayan beş-on kişi işte bu karanlık günlerde amansız bir kavga verdi. Suçlamalar, iftiralar, tutuklamalar, ithamlarla yıpratılmak kirletilmek için hâkim güçlerin saldırılarına maruz kaldılar, ancak yılmadılar, Türkiye halkına gece gündüz çalışıp yorulmayıp durmayıp gerçeği gösterdiler. Ve bugün Ergenekon darbesinin amacı da Amerikan köpekliğine yanaşmayan Türk Ordusu’nu cezalandırmaktır, bunları unutmayın.
Genç Arkadaş, hakim medya bu kısa yazıda ana başlıklarıyla kısaca geçtiğimiz ama detaylarıyla binlerce sayfa tutacak tüm bu tartışmalarda rezil oldu, hüsrana uğradı ve yenildi.
5. ERGENEKON TEZGÂHI
Bugün yine yüzlerce yazar diline ERGENEKON ve DARBE kelimelerini dolamış sabah akşam ekranlarda beyin yıkıyor, gerçekleri ters yüz etmeye çalışıyorlar, yaygarayla bir yalan fikri hâkim kılmaya çalışıyor. İşte bir avuç İşçi Partili, Ergenekon kelimesine yasak koydu, yüzlerce yalan belgeyi ifşa etti ve çok geçmeden ERGENEKON’un bir YALAN SAHTE belgeler düzmece iddialarla ortaya çıktığını halkımız yeni yeni görmeye başladı. Türkiye halkının bugün yarısı ama tümü bir yıla kalmaz Ergenekon yalanıyla nasıl kandırıldığını da hiç şüpheniz olmasın kayıtsız şartsız anlayacak.
Gördünüz işte masal değil gerçek hepinizin gözleri önünde beş-on karınca dev fillere, egemenlere, holdinglere, medyalara, Avrupa’ya, Amerika’ya ve bunların tüm para ve ajan güçlerine ve bunların fonladığı vakıflara karşı amansızca mücadele edip perişan etti, bunları unutmayın.
Yazımın sınırları elverdiği ölçüde ancak bu kadar, küçük bir yekün topladım, yarın bu yekünü daha detaylı bir haritada tane tane anlatır, savaşın tüm cephelerindeki iftiraları ithamları yalanları beyin yıkamaları inciğine cinciğine kitaplaştırıp yeni nesillere bir ZAFER anıtı olarak emanet ederiz.
Toplam sonuç şudur, bugün, yirmi-otuz yıldır Özelleştirmeyi, Küreselleşmeyi, AB’yi ve ABD ordusunu savunup destekleyenler ARTIK BU DESTEKLERİNİ ortaya koyacak gücü cesareti en önemlisi suratı bulamıyor.
BÜTÜN SAHALARDA YENİLİP HÜSRANA UĞRADILAR
Halkı kandırdılar, aldattılar, sahtekârlık düzen dümen tezgâh ve ajanlıkları ortaya çıktı, bunları unutmayın. Ellerinde kalan tek tartışma, tek yazı yazma konusu, yalan iftiralarla ithamlarla ve cemaat ve emniyet gücüyle oluşturdukları YALAN BELGELER. Bu sahte cin belgelerle otuz yıldan beri sindiremedikleri, kandıramadıkları, ikna edemedikleri bu YERLİ YAZARLARI işte bu yüzden alt etmek istiyorlar, hiç kolay olmayacak. BİR BÜYÜK HEZİMET DAHA BEKLİYOR İŞBİRLİKÇİLER, kolay değil. .
Yalan, dolan, yağma, talan, işbirliği, vakıf, holding, cemaat, şeyh, nereye kadar, işte BURAYA KADAR. Daha neler göstereceğiz, henüz film başlamadı ve doksan yıllık cumhuriyetimiz nedir ki ana karnında dokuz ay on gibi, henüz doğmadık, siz, sadece tekmeleri gördünüz, bekleyin sabırsızlıkla sahtekârların kaçıştığı filmin sonunu.
Yeryüzünün en büyük en tartışılmaz hakiki değerleri, bağımsızlık, ahlak ve bölüşüm yani insanlıktır. Holding vakıf cemaat ekran güçleriyle, insanlığın tarih öncesi günlerinden beri inşa ettiği bu büyük insanlık değerlerini yenemezsiniz, yok edemezsiniz, birkaç ajanvari taktik beş on yazarı satın almakla bu ülkeyi teslim alamayacağınızı artık anlamış olmalılar
Sahne sahne, ekran ekran, sokak sokak, dağ bayır, gazete dergi, İŞBİRLİKÇİLERİ, SATILMIŞLARI, KÖPEKLERİ nasıl susturduk, nasıl kovaladık ve şimdi, NEREYE KAÇACAKLAR, hep birlikte göreceğiz, film şimdi başlıyor.
Beş paramız zaten yoktu, telefonlarımız hep dinlendi, faşist liberallerin ithamları, iftiraları ve emirleriyle sabahın dördünde evlerinden yaka paça alındılar ve dev TV’ler sessizliğe geçip gizlice aydınların tutuklanmalarını kutladılar ve şimdi…
Neyi izlesin, bir memleketi ancak en yoksul en çaresiz çocukları bağımsız kılar, ayakta tutar, evet, burjuva medya kimleri destekledi, paralarını reklamlarını kimlere verdi, ekranlarını kimlere açtı ve şimdi, KAZANAN KİM?
TOPRAKLARIMIZIN YİĞİT EVLATLARI
BU TOPRAKLARIN GÜZEL ÇOCUKLARI…
Doksan yıl aradan sonra BİR DAHA SAHNEYE ÇIKIYORLAR
Yalan iftira ve ajanlarla Türkiye’ye saldırıldığı parçalandığı bugünlerde herkes sustu, sindi, tırstı, SADECE ONLAR KORKMADAN CEPHEDEN CEPHEYE ATILDI…

http://www.aydinlik.com.tr/nihat.htm
See more notes