ARTIK YETER; KAN VE GÖZYAŞI ÜLKESİNDE YAŞAMAK İSTEMİYORUZ!
Ülkemizde son günlerde yaşananlar geleceğimiz açısından kaygı vericidir.
Türkiye’nin en önemli soru...nu olan Kürt sorunun demokratik yollarla çözülmemiş olmasının yol açtığı savaşın sonlandırılması ve kalıcı bir barışın sağlanması için, 2013 Nevrozun’da başlayan, çatışmasızlığın, sağladığı olanaklar ve 28 Şubat Dolmabahçe mutabakatıyla önemli bir aşamaya gelmiş olan çözüm sürecinin, şahsi iktidar çıkarlarına heba edilerek sonlandırılmasından dolayı, yeniden başlayan çatışmalar, bir yandan, her gün onlarca insanımızın ölmesine yol açarken, diğer yandan ise şehit Asker ve Polis cenazelerini istismar eden milliyetçi grupların sokaklarda terör estirmelerine zemin hazırlamış bulunuyor.
Ülkenin çok kritik günlerden geçtiği bu günlerde, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bazı siyasi parti liderlerinin, açıklamaları, ülkeyi kutuplaştırmaktadır. Buda yetmiyormuş gibi, kim olursa olsun, her yurttaşın güvenliğini sağlamaktan sorumlu olan emniyet güçleri gerekli önlemleri alıp, bu gruplara müdahale etmiyorlar. Sokak saldırıları, anayasal kurumlar olan partilere, basın organlarına, şehirlerarası yolcu otobüslere, ekmeğinin peşinde olan Kürt işçilere, Kürt’e benziyor diye durakta bekleyen insanlara, yine Kürt kökenli yurttaşların işlettikleri işyerlerine yönelmişken, devletin olayları seyretmesi ibret vericidir.
Bu ülkenin anayasal kurumlarına saldırılması, 6 milyon yurttaşın oyunu almış, Halkların Demokratik Partisi il, ilçe ve genel merkez binalarının yanı sıra, yer yer Cumhuriyet Halk Partisi ilçe binalarına yönel(til)mesi demokrasiyi, basının amiral gemisi diye tabir edilen Hürriyet Gazetesine yönel(til)mesi ise basın özgürlüğünü tehdit etmektedir.
Elbette Türkiye’nin sorunu sadece son birkaç gündür yaşananlarla sınırlı değildir. 20 Temmuz 2015 tarihinde Suruç’ta 33 gencecik insanımızı hayattan koparan bombalı saldırıyla başlayan süreçte, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde, 1990’ları aratmayan sıkıyönetim ve olağanüstü hal uygulamaları, kent merkezlerinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları, güvenlik güçlerinin insanların en temel ihtiyaçlarına ulaşmalarını engellemeleri, valiler tarafından özel güvenlik bölgeleri ilan edilmesi, bu bölgelere basının, demokratik kurum temsilcilerinin ve milletvekillerinin girmelerinin engellenmesi, sokağa çıkma yasağı konan kentlerde, aralarında çocukların, kadınların, yaşlıların bulunduğu sivil insanların ölümlerine yol açılmasının yanı sıra, bu uygulamaların yapıldığı kentlerde, atanmışların seçilmişleri tanınmaması ve seçilmiş birçok insanın gözaltına alınıp tutuklanması da önemli sorunlar olarak karşımızda durmaktadır.
13 yıldır bu ülkeyi tek başına yöneten AKP’nin, 7 Haziran 2015 Milletvekili genel seçimlerinde, tek parti iktidarını kaybetmesinin ardından, demokratik kurallar ayaklar altına alınmış ve Cumhurbaşkanı, tarafından halkın iradesine darbe yapılmıştır. Bu darbenin TBMM’yi devre dışı bırakılması, hükümet kurulmasını engellemiş ve Türkiye 6 ay içinde yeniden seçime gitmek zorunda bırakılmıştır. 1 Kasım 2015 tarihinde yapılacağı açıklanan seçimler öncesinde ülkenin kaosa ve savaşa sürüklenmesinin nedeninin, 400 milletvekili verilmemesine bağlanması, her şeyin tek parti iktidarı ve onun getireceği başkanlık sisteminin yolunun açılması için yapıldığını göstermektedir.
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, bu ülke emeklilerinin sendikası olarak biz, her türlü şiddeti reddediyor ve şiddetin değil demokrasinin yanında olduğumuzu açıkça ilan ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki, hiç bir şey insan hayatından daha değerli olamaz. Bu nedenle bizim için, nereden gelirse gelsin, şiddet sonucu hayatını kaybedenin kim ve hangi görevde olduğu önemli değil, çünkü o sonuçta bir insandır. Ve biz biliyoruz ki, bu savaş sürdükçe Türkiye yoksul halklarının çocukları ölmeye devam edecek ve bu savaştan nemalanmak isteyenlere zemin hazırlanmış olacaktır. Dolayısıyla, artık bu ülke de, bir tek insanın dahi ölmemesi için, 28 Şubat Dolmabahçe mutabakatını esas alan çözüm masasına dönülmelidir. Elbette bunun olması için, öncelikle elinde silah tutan herkes elini derhal ve amasız olarak tetikten çekmeli ve silahlar susmalı, çatışmasızlık ortamının yeniden sağlanmasıyla birlikte, gerçek bir barış için herkes üzerine düşeni azamisiyle yerine getirmelidir. Ancak o zaman, etnik köken, dini inanç ve mezhep farkı ne olursa olsun, yüz yıllardır bu topraklar üzerinde birlikte yaşamış olan, Anadolu halklarının tamamı, eşit yurttaşlık hukukuyla birlikte yaşamaya devam edebileceklerdir.
Bütün bunların yanı sıra, başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere, siyasi parti liderleri ile sözcülerini hamaset nutuklar atmaktan uzak durmaya ve yaşananların arkasında, önünde, yanında, iç ve dış düşman aramaktan vazgeçerek, bu ülke insanının sorunlarına çözüm üretme görevlerini yapmaya çağırıyoruz. Çünkü yaşadıklarımız göstermiştir ki, bu tür nutuklardan kendine vazife çıkaranlar olduğu gibi, işaret bekleyen bindirilmiş hazır kıtalar rahatlıkla ortalığı provoke edebilmektedirler. Ve bu topraklar üzerinde yüz yıllardır birlikte yaşayan, komşuluk, akrabalık, dostluk ve arkadaşlık bağlarıyla birbirine bağlanmış, sevincini ve tasasını birlikte yaşayan, gerekirse lokmasını paylaşmasını bilen halklarımızı provokasyonlara karşı uyanık olmaya ve birbirleriyle kenetlenmeye çağırıyoruz. 9.9.2015
See More