Photos
Posts
Gelawej shared a post.
March 31
Image may contain: 1 person
Recep Maraşlı

DEVRİMCİ KATLİAMI

1972'de Erzurum'da yerelde yayınlanan "DEVRİM" gazetesinde günlük köşe yazıları yazardım.

30 Mart 1972 günü Mahir Çayan ve arkadaşları Kızılde...re'de katledilince büyük bir öfke duydum ve 31 Mart'ta köşe yazımda "DEVRİMCİ KATLİAMI" başlıklı bir yazı yazdım.

12 Mart döneminin dehşetli günleriydi...

Birkaç gün sonra işin kokusu çıktı. Gazetenin sahibi Avukat Dündar Özden, telaşla beni çağırarak yazı hakkında Basın savcılığı tarafından soruşturma açıldığını, adamların çok kızdıklarını ama kendisinin araya girip benim "henüz çocuk!" olduğumu vb. söyleyerek işi yatıştırdığını anlattı.

Bana da hem övgü hem de nasihat etti.

"Bak" dedi "Recep, 'taş' desen üzerinde sayfalarca yazı yazacak kabiliyetin var. Niye illa siyaset yazıyorsun. Çiçeklerin üzerine yaz, böceklerin üzerine yaz, edebiyat yaz, şiir yaz..."

O günden sonra gazeteye "siyasi" yazı yazmamı da yasakladı.

Üç-beş gün sonra da kapımıza ilk kez polis geldi. Evde annem vardı, haliyle çok telaşlandılar 'neyin nesi' diye? Meğerse ifade vermem için savcılığa çağrılıyormuşum; karakol polisi bunu tebliğ etmeye gelmiş. Tabi tebligat yaptığı kişinin koca bir adam değil de daha bıyığı sakalı bile çıkmamış bir lise talebesi olduğunu görünce çok şaşırdı. 15 Yaşındaydım...

İfade günü evde bir heyecan vardı. Annem benim temiz tertipli görünmem için sağımı solumu düzeltip kontrol etti. Hayır dualar ederek yolculadı.

Basın Savcısı kır saçlı yaşlıca bir adamdı. Gözlüklerinin üzerinden dik dik bakarak sordu:

"Evladım!" dedi "Kim bu, yazdıkları yazının altına senin imzanı atıyor!?"

"Hiç kimse.." diye cevap verdim: "Kendi yazdıklarımın altına kendim imza atıyorum!"

Tuzaklı soru boşa düşünce başka bir şey sormadı, "Hıı.." deyip ifademi imzalatıp gönderdi.

Sonradan bu yazı hakkında TCK 142. madde "Komünizm propagandası yapmak" ve TCK 159. "Devletin, hükümetin, ordunun, adliyenin manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif etmek" suçlamarından dava açıldı.

Sonraki maceralara girmeyeceğim. Bu dava, ben Diyarbekir'deyken de Erzurum'da devam etti. Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi dosyaları birleştirmeyi kabul etmemişti. Beni Erzurum'daki duruşmaya götürmek için Diyarbekir Cezaevinden aldılar ve tam 17. yaş günümü 16 Şubat 1973 gecesini ayaklarımdan sandalyeye zincirli olarak Diyarbakır Yenişehir Karakolu'nda geçirdim.

Ertesi gün yanıma iri yarı bir polis katarak Elazığ üzerinden otobüsle Erzurum'a gönderdiler. Gece yarısı zemheri yşayan kente indik. Refakatçı polis Erzurum'u tanımıyordu, Emniyet binasının nerede olduğunu da bilmiyordu.

"-Sen biliyor musun, beni götürebilir misin?" diye sordu, "Evet..." dedim. Yolda bana kelepçe takmamıştı. Yine takmadı, elimi sıkı sıkıya tutarak paltosunun cebine soktu. "Kaçmazsın değil mi?" diye şaka yollu tembihledi.

Mahkemeye çıkana kadar 3-4 gün Gürcü Kapı karakolunun nezarethanesinde kaldım. Haber yollayınca Eren abim beni ziyarete geldi. Aile Erzurum'u terk etmiş, bir tek o kalmış... O da İzmit'e diğer abimlerin yanına gitmeye hazırlanıyormuş.

Kedim "Beyaz"ı sordum, sahipsiz kalınca azımış, bazen geliyormuş eve...

Mahkemede sorgumu verdim, yazdıklarımı savundum. Kızıldere'de yaşananın bir katliam olduğunu, devrimcilerin yok edilmeye çalışıldığını söyledim.

Sonradan Diyarbekir'deki davadan farklı olarak bu davadan da bir yildan fazla ceza verildiği tebliğ edildi bana. Yaş küçüklüğünden dolayı epey düşmüş... falan... ama zaten 1974 Affi ile bu cezalar da silindi...

45 yıldır memlekette değişen nedir? Devrimciler, demokratlar, sosyalistler, özgürlük ve demokrasi isteyenler yine katlediliyorlar. Sürülüyorlar, sistemin dışına atılıyorlar.

1975 - 80 arası 5 binden fazla genç öldürüldü. 1980 sonrası, hapishane ve işkencelerde yüzlerce insan öldü veya sakat kaldı. 1990 yıllardan sonra gerilla mücadelesi sırasında 35 bin genç hayatını kaybetti... Bugün de yıkım, kırım halen tüm şiddetiyle sürüyor..

Ölenlerin yanı sıra daha onbinlercesi hapishanelerde, sürgünlerde yaşadı. Daha belki bir o kadarı da ne okullarına devam etme, ne kariyer ve meslek yapma imkanı bulamadılar. Onların önü kesilince diğerleri bütün köşebaşlarını tuttular. Bir tarafın ezilmesi üzerine kurdular saltanatlarını.

TC Başkanı olacak adam halen "Komünistlere Üniversitede okuma hakkı vermeyeceğiz" diyor. Acaba komünistler 40 yıldır Üniversitelerde okuyabilselerdi sen o cehaletinle "Başkan!" olabilir miydin, diye sormak gerek...

Bugün Türkiye'de toplumun, yönetimin bu yoz-yobaz gericiliğine baktığımızda, geçtiğimiz yarım asır içinde yaşanan katliamların; ülkenin en seçkin, en duyarlı, pırıl pırıl gençlerinin biçilmesinin büyük payı olduğunu teslim etmek gerek.

Bu toplumdan bir şeyler artık "çok daha zor" çıkıyorsa, toplumu çöle çeviren bu budamaların etkilerini de hesaplamak gerekiyor.

Kaybedilen bu kuşaklar yaşasaydı acaba toplum yine böyle mi olurdu?

See More
Gelawej shared a link.
January 26
Demir Küçükaydın'ın yazılarını yayınladığı ve eski yazılarını derlemeye çalıştığı bir blog.
demirden-kapilar.blogspot.com
Posts
Gelawej shared a post.
January 10
Recep Maraşlı

Nesimi Karikutal HASİP KAPLAN VE İTİRAZLAR ÜZERİNE
Hasip Kaplan, kafası büyük ama muhakemesi küçük bir arkadaşımdır. Doğru bir isteği yanlış biçimde anlattı.
Ne... dedi Hasip Kaplan: "Selahattin Demirtaş'ın yerine bir Türk göz dikmesin."
İstek doğru, anlatım yanlış. Örneğin "Kimse göz dikmesin " deseydi, bu arzu doğruydu, ne itiraz gelirdi ne de Kaplan HDP tarafından kınanırdı. Ve bugün de istifa etmemiş olurdu.
Bu tartışılıyor. Bence konu ile ilgili en sağlıklı analizi Taner Akçam yaptı. Ne diyordu Akçam mealen, "Kendi mahallesinde yararlı olmayanlar Kürt mahallesinde boy göstermesin anlamı yok"
Buna sevgili Recep Maraşlı da uzun bir yazı ile itiraz etti.
Amacım o polemiğe katılmak, kendime bir çıkarmak değil.
Hasip'i biraz olsun anladığımı anlatmak. Ben de Taner Akçam gibi düşünüyorum.
Benzer bir müdahaleyi yıllardır yapıyorum. Kürt hareketleri içinde militan olan Kürt olmayan özellikle kadınlara , "Gidin kendi mahallenizi temizleyin, meselenin yükü hafifler" diyerek onlar ait oldukları mahallelerde politikaya yönlendirmek istedim.
Ben ırki düşünmüyorum. Burada da Recep Maraşlı'nın konu ile ilgili analizine katılıyorum.
"Kürt, Türk, Laz, Ermeni ayrımını nasıl yapacağız. HDP bir kitle partisidir" diyordu mealen.
Sırrı Süreyya'yı kastettiği iddia edilen KAPLAN'IN İTİRAZINDA HAKSIZLIK VARDI ama bu haksızlık Kaplan'ın istifasını gerektirecek boyutta değildi. Kastı aşan sözlerdi.
Ben kafası büyük ama entelektüel zekası küçük arkadaşıma tercüman olayım. Belki işe yarar.
Bu ara her kim,Selahattin Demirtaş'ın yerine göz dikerse ayıp eder. Yoldaşlık hukukuna sığmaz. Ama Kürt ve Türk sol çevrelerinde ayıp diz boyu olduğu için, kimin ne kasıtla hareket edeceğini kestirmek çok zor.
Bence Kaplan, bildiğimiz saflıklarından( Mecliste bardak kırması gibi) birini yaptı ama tutmadı. Küçük bir kurnazlık da yok diyemem.
Kendi adıma derim ki, Selahattin'e tüm demokratların vefa borcu var. Bunu ödemenin tam zamanı.
Ama ben kime diyorum, duvara. Meclislerde, içki masalarında panellerde demokrat, evinde feodal ve bağnaz olanların çoğunlukta olduğu bir alana sesleniyorum. İşim zor.

See More
Gelawej shared a post.
Image may contain: 10 people, people standing
Recep Maraşlı

TÖS ve İLK-SEN

Sevgili Ibrahim Keleş, babasının (aynı zamanda bizim sevgili dayımız -Nuran'ın öz dayısı) Kenan KELEŞ'in 1969 yılındaki Büyük Eğitim Yürüyüşü'n...den bir fotoğrafIını paylaşmış. Çok sevindim. Foto'da soldan ikinci sidir, rahmetli olan Fakir BAYKURT'un yanında duruyor. (En sağ başta da gazeteci Mustafa Ekmekçi var.)

Rahmetli Kenan KELEŞ dayımızla, Nuran'la tanışmadan çok önce de bir tanımışlığım var. Kendisiyle de sohbet ettiydik.

O dönem (1969) TÖS [Türkiye Öğretmenler Sendikası] ve İLK-SEN [İlkokul Öğretmenleri Sendikası] birlikte bütün öğrencilerin hafızasına kazınmış olan BÜYÜK ÖĞRETMEN BOYKOTU'nu gerçekleştirmişlerdi.

Belki de aynı zamanda Türkiye'nin ilk büyük MEMUR GREVİ idi.

Grev ve toplu sözleşme hakları talep ediyorlardı.

Kenan Dayı, İLK-SEN'in ilk ve kurucu başkanıydı. 1970 yılında ise ERZURUM'da çok nadiren görülen devrimci, demokrat, kitlesel bir toplantı olan İLK-SEN ÖĞRETMEN MİTİNGİ düzenlemişlerdi.

Öğretmenler o mitingte çok güzel konuşmalar yaptılar. Kenan dayıyı oradan hatırlıyorum. Mitingde çok güzel konuşmalar yapan başka öğretmenler de vardı.

Örneğin: Kars'tan Üzeyir BAĞCI, Rahim BAĞCI, Şenkaya'dan Gökkurt İYİM, Erzurum'dan bizim ilkokul öğretmenimiz Necati FEYZİOĞLU ve daha başkaları...

Üzeyir Bağcı, Rahim Bağcı ve Gökkurt İyim'le iki yıl sonra Diyarbakır Sıkıyönetim Cezaevinde koğuş arkadaşı olduk...

İLK-SEN'in TÖS'den ayrılıp bağımsız bir sendika olarak örgütlenmesinin sınıfımızda (Ortaokulda'yız...) tartışıldığını hatırlıyorum. Edebiyat öğretmenimiz buna karşı çıkmış ve gücü zayıflatacağını, isteklerin ortak olduğunu vb. şeyler anlatmıştı.

İlkokul Öğretmenlerinin, Ortaokul ve Liselerdekile göre daha gariban, daha çok iş yükü altında, daha çok sorumluluk almalarına rağmen geçim sıkıntılarının daha ağır olduşu gözle görülen bir farklılıktı. O nedenle farklı bir sendikada ayrı örgütlenmeleri bana daha doğru gelmişti.

12 Mart darbesinde kapatılınca TÖB-DER olarak yeniden ortak örgütlenmeye gidildi.

Bu fotoğraf vesilesiyle 60'lı yılların sonunda aydınlanma yolunda önemli işlev gören KÖYCÜ roman ve hikayeleri ile bizleri besleyen Fakirt BAYKURT'LARI, Mahmut MAKAL'ları, Dursun AKÇAM ve Samim KOCAGÖZ'leri hatırladım.

BİZİM KÖY, YILANLARIN ÖCÜ, IRAZCA ANA ve daha diğerleri toplumsal gerçekçiliğe ve yaşamakta olduğumuz feodal toplum ilişkilerine yoğun dikkatimizi çekmişlerdi. Tabi aynı zamanda şimdi rahatlıkla söyleyebilirim ki, bir yanıyla da "SOL" Kemalizmi geriden besleyen kaynaklardı da bunlar... Dil ve kültür asimilasyonunda sömürgeci eğitim henüz o dönemde hiç sorgulanmayan konulardı.

Köy gerçekçiliği, köycülük ve devamında "halkçılık", Türkiye SOL hareketinde önemli bir yer tutar. 80'li yıllara gelmeden bu eğilim gücünü yitirmişti.

Bu vesileyle hem Kenan dayımızı hem de bize emeği geçen-geçmeyen tüm Eğitim Emekçilerini sevgi ve saygıyla yad ediyor, selamlıyorum.

See More
Gelawej shared a post.
Recep Maraşlı added 12 new photos.

MEHMET BORA PERİNÇEK'İN "150 BELGEDE ERMENİ MESELESİ"
KİTABINDA YAPTIĞI SOYKIRIM TAHRİFATLARI

Doç.Dr. Candan Badem*, Mehmet Bora Perinçek’in “Rus Devlet Arşivle...rinden 150 Belgede Ermeni Meselesi” (Kırmızı Kedi, Şubat 2013) kitabında, alıntı yaptığı 1926 tarihli Büyük Sovyet Ansiklopedisi'ndeki "Ermeni Meselesi" maddesini nasıl sansürlediğini ve çarpıttığını Twitter hesabında gösterdi. İzlenmesi kolay olsun diye bir araya getirerek aşağıda paylaştım.

Perinçek’in açıkça izlenebilecek bir Ansiklopediden alıntı yaparken uyguladığı çarpıtma ve sansüre bakınca, diğer belgelerde neler yaptığını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Candan Badem, Tunceli Üniversitesi’nde öğretim üyesiyken [Osmanlı Tarihi Doçenti] Barış Akademisyenlerinin hedeflendiği 672 KHK ile görevinden alınan bir akademisyendir. (R.Maraşlı)

“Başlayalım. Mehmet Perinçek, 150 Belgede Ermeni Meselesi (Kırmızı Kedi, Şubat 2013) Büyük Sovyet Ens. Ermeni Sorunu maddesi, sf 32-33te 3 yerde (...) işareti var. Bir yerde ise işaret yok ama ben atlamayı saptadım. Acaba bu atlanan 4 yerde ne vardı da Perinçek kitabına almadı? [Bkz: FOTO 01]


Perinçek'in kitabına almadığı birinci boşlukta Büyük Sovyet Ans. yazarı V. Gurko-Kryajin, Abdülhamid'in Ermeni meselesini bitirmek için Ermenileri bitirme politikasından ve Ermeni pogromları için Hamidiye alaylarını kurmasından söz ediyor. İşte orijinal; [Bkz: FOTO 02]

Perinçek'in kitabında sf 32'de sansürlediği 2. pasajda yazar V. G-K. Abdülhamid'in Ermenilere uyguladığı kitlesel kıyımlarından, 1894-1896 katliamlarından söz ediyor: [Bkz: FOTO 03]


sf 33'te 2. satırda işaretlediğim yerde yazar G-K. 1908 devrimi sonrası 1909 Adana katliamını anlatıyor, mahdum Perinçek burayı da sansürlemiş, üstelik bu kez (...) işareti de koymamış! Bkz orijinal : [Bkz: FOTO 04]

Yine sf 33te ortada (...) işaretli sansürlü yerde yazar "Türk" hükümetinin Ermenileri planlı ve herkesi kapsayacak biçimde yok etmeye başladığını, güvenilmeyen Ermeni nüfusu tehcir bahanesiyle örgütlü ve olağandışı şiddette bir kıyım yaptığını yazıyor: [Bkz: FOTO 05]

M. Perinçek'in kitabında sf 34-35'te de birini gizlediği 3 sansürlü pasaj daha var. Önce Perinçek'in kitabından o sayfaları görelim: [Bkz: FOTO 06]

sf 34, 5. satırdaki Perinçek'in gizli sansüründe "özellikle Kars ve Erivan illeri ve Azerbaycan'ın Ermeni nüfusu zarar gördü" cümlesi yok edilmiş. [Bkz: FOTO 07]

sf 34teki 2. sansürlü pasajda yazar Bakü'nün sovyetize oluşu sayesinde "Daşnak çetelerinin sıkıca yuvalandığı Karabağ'daki" Ermeni halkının yok olmaktan kurtulduğunu yazıyor: [Bkz: FOTO 08]

sf 35'teki sansürlü pasajda yazar Fransızların Kilikya'dan vazgeçmesinden sonra Ermeni pogromlarının yeniden başladığını ve Ermeni nüfusunun ancak acınası kalıntılarının Suriye, Kıbrıs ve Mısır'a kaçtığını yazıyor: [Bkz: FOTO 09]

sf 36-37de de iki adet sansürlü pasaj var. Önce Perinçek'in kitabından o sayfları görelim: [Bkz: FOTO 10]

sf 36'daki sansürlü pasajda yazar Kazım Karabekir ordusunun yolu üzerindeki Ermeni nüfusu yok ettiğini yazıyor: [Bkz: FOTO 11]


sf 37'de metnin sonundaki son sansürlü pasajda ise yazar Avrupa devletlerinin Ermeni nüfusunun Mardin, Ayntab ve Urfa'daki son kalıntılarının yok edilişini ve kovulmasını soğukkanlılıkla izlediğini yazıyor: [Bkz: FOTO 12]

Bu arada Büyük Sovyet Ans. yazarı "sonuç olarak 300 bin kişi öldürüldü" derken Perinçek bunu "sonuç olarak savaşta 300 bin kişi öldürüldü" diye çevirmiş (Perinçek, agy, sf 33) ve araya metnin Rusça aslında olmayan "savaşta" sözcüğünü eklemiş. Tahrifata bakar mısınız!”

Candan Badem, paylaşımını makale haline getirmiş. Şu adreste: http://ilerihaber.org/…/candan-badem-yazdi-mehmet-perincek-… (20.11.2017)

PDF Doküman olarak bu adresten indirilebilir:
https://drive.google.com/…/1d8utLqB2lL7_YdvYuknp87V4i…/view…

See More
Gelawej shared a post.
Recep Maraşlı

CEZA...

Katalonya ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimleri'nde Anayasal güvenceye alınmış Federal sistemler vardı.

Biri Avrupa diğeri Ortadoğu coğrafyasında fark...lı siyasi-toplumsal, ekonomik gelişme aşamalarından geçmiş iki toplum, Kürtler ve Katalanlar aynı tarihlerde DAHA FAZLA özgürlük ve BAĞIMSIZLIK talebiyle REFERANDUMA gittiler. En barışçıl, demokratik ve hukuki yollardan iradelerini ifade ettiler: ŞİDDET yoktu, SİLAH YOKTU, sadece oy sandıkları vardı...

Merkezi otoritelerlerle çıkar birliğini esas alan Dünya kapitalist sistemi hep bir ağızdan itiraz etti: "iyi kötü işleyen federal haklarınız var, bu KADAR SİZE YETER, daha ne istiyorsunuz? Nazik dengeleri bozmayın!.."

Bu demekti ki Kürtler ve Katalanlar; Arapların, Türklerin, İspanyolların yanında ne de olsa İKİNCİ-ÜÇÜNCÜ KÜME halklarıdır... Ne diye hadlerini bilmiyorlarki? Özerklik, federasyon onların neyine yetmiyor?..

Bu biraz da Amerika'da kölelik ,resmen kaldırıldığında bile halen siyahları siyasi-kültürel olarak kendileriyle eşit bireyler olarak göremeyen, onlara "özgürlük"! tanınmış olmasını "ÇOK BİLE!" bulan BEYAZ ADAM bakışına benziyor.

Sanki DEVLET YÖNETMEK İspanyollara, İngilizlere, Araplara, Türklere, Farslara vd.. dünya kurulduğunda Tanrı tarafından bahşedilmiş VAZGEÇİLMEZ, DEVREDİLMEZ, PAYLAŞILMAZ, tartışılmaz haklardır!... Madem özerklik, federasyon yeterliyse, biraz da onlar "özerkilk"le yetinseler ya!

Güya sistem, daha önce "ne istiyorsanız taleplerinizi barışçıl, demokratik, hukuk yollarıyla ifade edin, silaha şiddete başvurmayın" dememiş miydi?

Ama işte sonuçta gördük ki her iki toplum da DAHA FAZLA özgürlük ve bağımsızlık taleplerini barış ve hukuk yoluyla ifade ettiklerinde bile sistem tarafından CEZALANDIRILIYORLAR.

Burada özerk yönetim bölgelerindeki siyasetçilerin sonuçlarını bile bile sırf yerel iktidar hesaplarıyla, toplumlarının milli duygularıyla oynadıkları, onları mecaraya sürükledikleri vb. eleştirileri yapılamaz mı?

Kuşkusuz ki yapılabilir, haklıdır da...

Ama sonuçta REFERANDUM nedeniyle yapılan bu cezalandırma, o yönetimlerin şu veya bu kötü niteliklerinden dolayı değil, DAHA FAZLA ÖZGÜRLÜK TALEP ETTİKLERİ İÇİN yapıldı, yapılıyor. Eğer onların milliyetçilikleri, yolsuzlukları, demokrasi noksanlıkları mesele ise bu işin mutlak kazananları olan İspanya'nın, Irak'ın, TC veya İran'ın neden ÖDÜLLENDİRİLDİĞİNİ sormak gerekmez mi?

Ve yöneticiler hatalıysa bile halklar neden cezalandırılıyor?

Elbetteki iç zaaflar, yanlışlar tartışılır. Fakat burada cezalandırılan şeyin merkezi yönetimlerle yapılmış olan çıkar birliği olduğunu görmek çok önemlidir. Eğer bu merkezi yönetimlerle çıkar birliği ortadan kaklmış olsaydı (Örneğin Yugoslavya ve SSCB gibi...) bırakalım ulus olmayı bir kasabanın bile bağımsızlık isteğine sahip çıkalacağı kuşkusuzdu... Nitekim bunu gördük.

Güney Kürdistan'daki kazanımlar 2014 öncesine hatta 1990'lara doğru geriliyor; abluka devam ediyor; Barzani görevini bırakmak zorunda kaldı... İç çatışma riskleri arttı.

İspanya, Katalonya'nın özerk yönetimini görevden aldı; tutuklamalara girişti. Başkan Puigdemont şimdi Belçika'da siyasi sığınmacı ve kriminal biri gibi KIRMIZI BÜLTENLE arama çıkarılıyor.

80 yıl önce de Franko yönetim, Fransa'daki Katalonya liderini tutuklamak için Gestapo'yu kullanmıştı. Şimdi Franko'nun ardılı siyasetçiler, Puigdemont'u tutuklatmak için 27 Avrupa ülkesinde yakalatma kararı çıkarmaya çalışıyor. İlerlemeye bakın!

Irak Kürdistan Bölgesi'nin Katalonya'da şanslı olduğu yanın kendi SİLAHLI GÜCÜNE / PEŞMERGEYE sahip olması olduğunu burada görebiliriz. Yoksa hiç kuşkunuz olmasın ki Irak yönetimi de Erbil'deki Parlamento ve hükümet binalarını basıp BARZANİ'nin koluna kelepçe takmak ve diğer siyasi yöneticileri tutuklamak için hiç zaman kaybetmeyecekti.

Buradan da "silahlı mücadelenin zamanı geçti, barış içinde herşeyi hallebiliriz"cilerin çıkaracakları epey ders vardır umarım. Tabi daha başka bir yığın DERS'İN yanında...

See More
Gelawej shared a post.
Image may contain: 1 person, closeup
Recep Maraşlı

ACI KAYIP: İHSAN AKSOY...

DDKO'lardan günümüze Kürdistan ulusal demokratik hareketi içinde hem siyasetçi, hem teorisyen, hem örgütçülüğüyle yer almış değerli bi...r şahsiyet olan İHSAN AKSOY abimizi bu sabah Almanya / Darmstadt'ta kaybettiğimizi üzüntüyle öğrendim.

70'lı yıllardan beri tanışıyoruz, hapishane arkadaşlığımız vardı.
Almanya'da da sık sık olmasa da fırsat buldukça görüştüğümüz bir abimizdi. Sosyal yaşamında çok kalender, esprili, mütavazı ve hayat dolu bir insandı.

Zamansız kaybına büyük üzüntü duydum. Toprağı bol olsun. Anısı sevdikleriyle yaşasın.

Dost ve akrabalarına sabırlar, halkımıza başsağlığı diliyorum.

See More
Gelawej shared a link.
The Kurds are one of Washington’s closest and most reliable allies in the Middle East.
theatlantic.com
It looks like you may be having problems playing this video. If so, please try restarting your browser.
Close
3,551,362 Views
UNILAD

Buddha the skateboarding bulldog has a lot of passion 😂😂🐶

ViralHog

Gelawej shared a link.
Is it the West’s friend or foe?
washingtonpost.com
Gelawej shared a post.
Image may contain: 1 person, smiling
Recep Maraşlı

HAÇ, HİLAL, KAMÇI VE OY PUSULASI...

(Değerli dost Sevak Artsruni'nin güncel bir yazısını paylaşıyorum.)

"Ermeni Gürcü ‘anlaşmazlıkları’nın izleri

...

Son günlerde Gürcistan’da bulunan Gumburdu köyündeki olaylar aslında yaklaşık 20 senedir devam eden ‘Ermeni-Gürcü-Samtse-Cavaheti’ tablosunun bir parçasıdır. Burada, Gürcülerin yada Ermenilerin menfaatleri söz konusu değil. Burada başka unsurlar var: Haç, Hilal, Kamçı ve en önemlisi Oy Pusulası.

Ermenilerin Haçı

Gürcistan’daki Ermeni kiliseleri kime aittir? Bilindiği gibi, Kilise Rabbimizin evi ve dua yeridir. Kilisenin birleştirici bir görevi vardır ve hepimizi, özellikle Mesihe inananları bir çatı altında toplamayı hedefler. Yani bu durum Doğu Hristiyan milletlerinin son kalıntıları olan bu iki millete tek çatı altında bulunma şerefini bahşeder. Fakat, ne yazık ki Haç, populizm, gericilik ve özellikle de, Hilal’ın kışkırtmasıyla, iki millet arasında birleştirici görevinin yerine, tam tersine kavga yaratıcı bir unsura dönüşmüştür.

Türk-Azeri hilali

Hilal, yani Türk-Azeri kardeşliği ve Türki halklarının yayılmacı vizyonu, Azeri kapitali sayesinde, burunlarını Ermeni-Gürcü ilişkilerinin içine sokuyorlar ve her zaman gölgede saklanıp, sinsice bölücü politikalarını sürdürüyorlar. Socar ve AKP’nin ‘silah deposunda’ Hilal’in önemli bir yeri var.

Gürcü Kamçısı

Bölgede faaliyetini sürdüren Hilal, Gürcü iktidarının içinde kök salmış Gamsakhurdiya-Saakaşvili kolunu temsil eden aşağılık milliyetçileri harekete geçiriyor. Bunlar, dolu masaların etrafında oturduklarında, Gürcistan’ın giderek Türkleştirilmesi ve Gürcistan ekonomisinin ‘Socarlaştırılmasını’ görmezden gelerek, Ermenileri ve zavallı ‘Ermeni Haçı’nı Gürcistan için tehlike ve tehdit olarak görmeye başlamışlardır. Bunlar, çok anlaşılmayacak bir şekilde farklı yöntemler kullanıyorlar: Özel kuvvetler ve Ermeni karşıtı medya ile birlikte çok farklı ve çok daha gülünç yöntemler kullanıyorlar…

Zorlaştırılmaya çalışılan Ermeni-Gürcü ilişkilerinde, Ermeni Haçı, Türk-Azeri Hilali ve Gürcü Kamçısı yetmiyor sanki bir de Oy Pusulası var ortada.

Oy Pusulası

Gürcistan’da seçimler yaklaşıyor ve Tiflis’ten Ahılkelek’e kadar oy pusulalarının ‘dansı’ başlıyor: Kim, Cavaheti’nin gelişmesi için devlet sandığı içinden verilecek birkaç kuruştan faydalanabilecek. İşte başka bir gölge ve bazı yerli çerçeveler, Ermeni Haçından yararlanıp, Gürcü Kamçısının ve Türk-Azeri Hilalin iştahını kabartıyor.

Seçimler bittikten, iktidar aralarında paylaştıktan sonra Cavaheti sakinleşir. İşte böyle çetin bir bölgede ki, burada hem Hıristiyan hem de Hıristiyan olmayan bölgenin kadim halkları için soykırımın tekrarlanması ile tehcir tehlikesi hala mevcuttur. Böyle bir durumu kabul edemeyiz ve izin vermemeliyiz.

Çapsız iş adamları ile ayyaş milliyetçiler ve Socar’ın verdiği, Yahuda’nın İsa’yı ele vermek için aldığı 30 gümüş parası gibi, paraları yiyenler Cavaheti bölgesini karıştıramazlar. Söz konusu olan sadece Cavaheti Ermenilerinin güvenliği değildir. Aynı zamanda Ermenistan’ın ve Gürcistan’ın devleterinin güvenliğinin anahtarı da buna bağlıdır.

Ermeni-Gürcü işbirliğinin başka seçeneği yoktur. Cemaatler arası yada sınır bölgelerinde çatışmalar, Ermenistan ve Gürcistan devletlerinin dayanışmasının pekiştirilmesi açısından tehlikeli gelşmelerdir. Önemli olan bu tehlikeli sürecin önlenmesi ve aşılmasıdır. Cumhuriyetçi Ermenistan, Gürcistan ile birlikte – ‘Gürcü hayali’ ve Saakaşvili’den sonra -bölgede gerekli olan istikrarı sağlayabildiler ve bu istikrar artık meyveleri vermeye başladı.

Haç, hilal, kamçı ve oy pusulası sendromuna, bu isteilmeyen ve halkların yararına olmayan ve halklara yabancı olması gereken, ‘dış’ konjüktürce tekrarlanması istenilen sarsıntılara izin verilmemeli.

Haç ve oy pusulası, yani inanç ve demokrasi, gerici ve doymayan, karanlıkta ve gölgelerde gizlenen bu çevrelerin elinde oyuncak değildir.

Bunlar, insanlığın gelişmesinin en büyük sembolleri ve araçları olmalıdır." (Sevak Artsruni)

See More
Image may contain: 1 person, smiling, text
Image may contain: 1 person, closeup and text
Recep Maraşlı added 2 new photos — with Hakan Tas and Pascal Meiser.

HAKAN ve PASCAL'ı MECLİSE YOLLUYORUZ !

24 Eylül Pazar günü Almanya'da Federal Parlamento seçimleri yapılacak.

Berlin'de Sol Parti (Die Linke) adayları Hakan Tas... ve Pascal Meiser'in Federal Parlamentoya seçilme şansları var.

Hakan, Berlin Parlamentosu'nda çok başarılı bir performans gösterdi. Bütün etkinliklerde, bütün sorunların ortaya koyulmasında hep yer aldı, öne çıktı. Federal Parlamento'da da bizleri en iyi şekilde temsil edeceğine kuşkum yok.

Ayrıca bu seçimlerde göçmen düşmanı, ırkçı-şöven bir parti olan AfD’nin barajlanabilmesi için de seçime katılımın yüksek olması önem taşıyor.

Almanya genelinde Sol Parti'nin güçlü bir temsil kazanması, Avrupa'daki bu sağ tırmanışa en anlamlı cevap olacaktır.

See More
Gelawej shared a post.
Image may contain: flower and text
Recep Maraşlı

Kurbanla "bayram" etmek ? Biraz düşünelim...

Gelawej shared a post.
Recep Maraşlı

Erzerumi Shoror/ Էրզրումի շորոր

Geleneksel Ermeni dansı ama oldukça kederli bir ezgisi var.
Üzerine sözler söyenerek de icra ediliyor.
Gülay'ın söylediği "Göç" ...(Yürü oğul, yürü, gidelim buralardan) parçası bir örnek.

Erzurumlu hemşehrilerim için...

See More
Geleneksel Ermeni dansı
youtube.com
Gelawej shared a post.
Recep Maraşlı

KİMLİK VE FARKLILIK

Dersim'in tarihten gelen çok etnikli, çok kültürlü, çok inançlı yapısı ve bunu sürgün, soykırım, milli baskı-zorbalık, dinsel yobazlık kuşat...malarına karşın bir biçimde kendini koruyarak bu günlere gelmesi; onu özel bir kimlik tartışmasının da odağına oturtmuştur.

Dersim hangi coğrafik, toplumsal bütünün bir parçasıdır: "bu günkü" Türkiye'nin mi, "gelecekteki" Kürdistan'ın mı, "antik" Ermenistan'ın mı, "muhayyel" Zazaistan'ın mı? Ya da dört bir yanı Sunni-İslam egemenliği ile çevrilmiş "Alevistan" mı?

Yoksa tamamen kendine özgü, toplumsal, etnik, kültürel özellikleri olan bir coğrafik alan "ADA" mıdır?

Selman Cimen arkadaşımız makalesinde "Dersim Kimliği" üzerinde duruyor ve tartışmaların siyasal hegemonya kurma çabasının dışında, bilimsel analitik veriler üzerinden yürümesinin gerekliliğine vurgu yapıyor.

Farklılıkların bir arada yaşadığı, çok kültürlülüğün korunduğu, her kimliğin eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğu bir siyasal çerçeve, bütün bu tartışmaları SİYASİ BİR TEHDİT, ÇATIŞMA unsuru olmaktan çıkarabilir. O zaman daha verimli bir tartışma yapmak mümkün.

Kuşkusuz Dersim özgülü için doğru olan bu ilkesel yaklaşım her alan için geçerli.

Kimlik tartışmalarında en çok ihmal edilen şeyin BİREY olduğunu düşünüyorum. Kişilerin sosyolojik, etnik, sınıfsal, kültürel, inançsal olarak varsayılan kimliklerin HERHANGİ BİRİNİN içine tıkıştırılması; sonra da kategorize edildikleri kimliklerin PROTOTİP davranışlarının beklenilmesi büyük sorunların da çıkış noktasıdır.

Bir BİREY, etnik olarak da; düşünce, inanç ve kültür boyutuyla da, sosyolojik, sınıfsal, genetik-biyolojik olarak da ÇOK KİMLİKLİ'dir...

Bireyi bir diğerinden BENZERSİZ, EŞSİZ, BİRİCİK kılan da onun bu çoklu kimlik özellikleridir. İnsanların hepsi birbirine BENZER ama hiç kimse diğeri ile AYNI değildir. KİMLİK, KİŞİLİK dediğimiz de herhalde budur.

Tıpkı milyarlarca insanın parmak izinin birbirine benzemesi ama hiçbirinin AYNI olmaması gibi...

Yanlış, gerici ve faşizan olay şey; bireyleri illa bir etnisitenin, ırkın, inancın, kültürün, cemaatın, sınıfın vb varsayılan özelliklerine uymasını beklemek, olmuyorsa çeşitli yollarda onu bu normlara uydurmaya, BENZETMEYE çalışmaktır.

Kimlik özelliklerimizin bir çoğu bize verili olarak gelir; öncelikle biyolojik-genetik özelliklerimizi kendimiz seçmekten uzağızdır.

Boyumuzun kısa mı uzun mu olacağından; derimizin, saçımızın, gözümüzün ne renk olacağına; cinsiyetimize ve daha pek çok biyolojik özelliklere kadar tümü kimliğimizin bir parçasıdır. Bunları değiştirmek çok zor hatta imkansızdır. (Afro-amerikalı olan Michael Jackson'ın neredeyse bütün servetini derisini beyazlaştırmak ve diğer siyahi özelliklerinden kurtulmak için harcadığını hatırlayalım.)

İçine doğduğumuzun toplumun etnik, kültürel, sosyolojik özellikleri de biz onları seçmediğimiz halde bize verili olarak gelen kimlik özellikleridir. Onları kısmen değiştirme, dönüştürme olanağı vardır.

Bir de kendi tercihimiz olan düşünce, felsefe inanç, ahlak, yaşam biçimine ilişkin kimlik özelliklerimiz vardır. Kişinin çocukluktan ergenliğe kadar geçen kimlik inşası bütün bu kollektif veya verili kimliklerin bir bileşimi ve insanın bunları kendi bünyesinde bir dengeye oturtma çabasıyla şekillenir.

Kimliğin-kişiliğin ergenlikten sonraki gelişimi eski hızını kaybetse, yavaşlasa da durmaz. Kimliğin inşası da sürdürülmesi de DİNAMİKTİR. (Belli bir yaştan sonra bile etnik, kültürel özelliklerin öne veya arkaya gitmesi; kimi zaman cinsel yönelimlerin değişmesi; bazı kimlik özelliklerinin reddi, yeni arayışlar vb. hep mümkündür...)

İnsan bu çoklu kimlik özelliklerinden birini öne çıkarabilir; kendini bu kimlik üzerinden tarif edebilir. Bu tercih çoğu kez siyasal gerilimler, ideolojik ya da felsefi görüşlerle belirlenebilir.

Örneğin birisi kendini "- ALEVİYİM!.." diye tanımladığında bu onun, Kürt, Türk, Arap vd etnik kimliğiyle değil, kendini inanç-kültür ekseninde tanımlamayı yeğlediğini gösterir. Buna saygı göstermek esas olmalıdır. Kişinin kendini illa etnik özelliğiyle tanımlaması zorunluluğu yoktur.

"-Neden kendine Kürt demiyor? Ulusal kimliğini inkar ediyor..." diye yargılandıklarına çok tanık oluruz. Oysa kendini, "-Elhemdülillah MÜSLÜMANIM" diye inanç üzerinden tanımlayan milyonlarca Kürt, Türk veya Arap bulunur. Ama nedense "Aleviyim" demek sorun sayılır...

"Ezidilik" de benzer bir zorlamayla karşılanır. Israrla "Ezidiyim" diyenlere, "Ezidilik bir dindir, Kürtlük ise ulustur. Din olarak Ezidisiniz ama ulus olarak Kürtsünüz." dersi vermek hoşumuza gider. Ama şunu düşünmeliyiz, "Ezidi kimliği" nasıl korunacak? Ezidi kimliği, Kürt kimliğinin ayrılmaz bir parçası mıdır ki bunun içerisinde otomatik olarak korunabilsin? Şu halde Ezidi kimliğinin tehdit altında olduğunu, korunması gerektiğini düşünen birey kendini ulus aidiyeti üzerinden değil inanç aidiyeti üzerinden "EZİDİYİM" diye tanımlayabilir. Yapmamız gereken buna saygı göstermek, hak taleplerini desteklemek olmalıdır.

"KÜRDÜM" diyerek, baskılanmakta olan ulusal kimliğini
sahiplenmek, onun mücadelesi içinde olmak da bir tercihtir. Buna da saygı duymak, hak taleplerine sahip çıkmak gerekir.

Zazacanın ayrı bir dil, Zazaların ayrı bir ulus olduğu kabulüyle yapılan KİMLİK tanımlamaları da böyledir. Farklılıkları YOKSAYMAK değil, farklılıkların VARLIĞINI tanımlamak ve kendi gelişimlerinin önünü tıkamamak önemlidir.

Sürgün, soykırım, katliam ve düşmanlık politikalarının kurbanı olan Ermeni, Süryani, Rum gibi Hristiyan kimliklerin, özellikle el konulan kadın ve kızlar üzerinden kimliklerini saklayarak, gizleyerek yaşmak zorunda kalan çocuklarından, torunlarından kimilerinin bu kimliklerini yeniden sahiplenmeye başlamaları da başka bir olgudur. Hatta örneğin Ermeni ulusal kimliğinin oluşma ve yaşamasında Kilisenin belirleyici bir yeri olmasına karşın, Hristiyanlığı yeniden seçenler olduğu gibi kimileri de Müslüman Rum veya Müslüman Ermeni sentezinin mümkün olduğunu düşünürler. Çünkü acılı bir tarihin ürünü de olsa Müslüman akrabaları vardır artık...

İnsanlar yalnızca ÇOK KİMLİKLİ olmakla kalmaz; etnik olarak ÇOKLU bir özellik gösterebilir. Ben, binlerce yıldır göçlerle, savaşlarla, istilalarla ve hele günümüzün küresel koşullarında dünya DEMOGRAFİSİNİN değiştiğini, insanların çoğunlukla etnik-kültürel, ırksal bağlamda MELEZLEŞTİĞİNİ, ÇOKLU ÖZELLİKLERİN ağır bastığını düşünüyorum.

Yani bir kişi hem Kürt, hem Türk, hem Ermeni, hem Arap hem de Alman vd... ulusuna ait özellikleri BİRLİKTE barındırabilir. Bunların kimileri öne çıkıp kimileri daha az veya daha geri geri planda dursa da BU ULUSAL ÖZELLİKLER aynı KİŞİLİĞİN BİR PARÇASI olarak var olabilir. ÇOK DİLLİLİK bugün insanlığın temel vasıflarından biri olmuştur. Dil-Ulus-Kültür ve düşünce diyalektiğine baktığımızda ÇOK KÜLTÜRLÜLÜGÜN aynı zamanda BİREYSEL BİR ÖZELLİK olduğu görülür.

Kendini birçok ulusa, birçok kültüre aynı zamanda ait gören, bunun bir ÇATIŞMA, KARMAŞA değil bir şans, bir zenginlik ve ya ufuk genişliği olarak tanımlayan insanlar az değildir.

Bunun gibi ulusal, kültürel, ırksal kimliklerin REDDİ üzerine de bir kimlik inşası mümkündür.

Kimileri de "Biz ne Kürdüz, ne Türküz, ne Arabız. Önemli değildir; İNSANIZ" diyebilir. Bu da felsefik-ideolojik bir tercihtir. Şimdi çok abes gibi gözükebilir ama 1970'lerde birine "ulusal kimliğini" sormak bile çok ayıp sayılırdı. Ulusal, kültürel, inançsal aidiyetler reddediliyor, SINIFSAL aidiyet önem kazanıyordu. Bu bağlamda da tercih edilmiş bir düşünsel, ideolojik, ahlaki kimlik olarak SOSYALİST olmak önem kazanıyordu.

Özetlersek BİREYİN, kimlik özelliklerini birbirinin yerine İKAME etmemek ve baskılamamak koşuluyla kendine verili olarak gelen veya varsayılan aidiyetleri REDDETMEK, kendisini herhangi başka bir kategoride -hepsinde, hiç birinde veya belirli bir skala içinde- ifade etme ÖZGÜRLÜĞÜ ve HAKKI vardır. Yoksa KİŞİNİN KENDİ KADERİNİ TAYİN, kendi kişiliğini belirleme ve geliştirme hakkını inkar etmiş etmiş oluruz. Onlara belirli formatlar içinde bir kimliği kişiliği dayatmış oluruz.

Yazımının konusunu dağıtmamak için CİNSEL KİMLİKLER ve AİDİYETLER üzerinde hiç durmuyorum bile.

Günümüzdeki siyasal sorunların, çatışmaların kaynağında bu tür dayatmalar bulunur.

Özetlersem: Dersim'in çok uluslu, çok inançlı, çok kültürlü toplumsal yapısı; bireylerin birçoğunun kendisini birçok kimliğe birden sahip, bir diğerine de yakın ya da akraba görmesi; bir ara yaşama kültürünün bulunması; çoğu insanın kendini bir diğerinden izole edip ayrıştırabilecek (belki de çatıştıracak) etnik ve inançsal kimlikler yerine ortak referans olarak DERSİMLİLİK kimliği içinde tanımlama çabalarına ancak saygı duyabilirim.

Ne ki bu da herhalde başka ifade ve tanımlama tercihlerine, biçimlerine karşı bir DAYATMA içermemelidir. "Dersimlilik" tanımlamasının toplumsal bir karşılığı var mıdır? Hangi alanları kapsar, siyasal bir tercih veya bağa dönüşür mü? Bunlar zamanla kendini gösterir, gelişir ve sönümlenebilir.

Baki kalan bizim insanların kendilerini TANIMLAMA biçimlerine, aidiyet TERCİHLERİNE, tek bir BİREY olsalar dahi SAYGI göstermek; onların HAKLI taleplerine, bireysel veya kollektif mücadelelerine destek vermek olabilir.

See More
Dersim Bir Tretoryal (Bölgesel) Kimlik Olabilir mi? Kimlik Tartışması Üzerine – Selman Çiman “Özgürlük, onu savunma cesaretini taşıyanların hakkıdır.” Pericles Kimlik ile ilgili…
dersimmeclisi.com
Gelawej shared a post.
Recep Maraşlı added a photo and a video.

WHAT LANGUAGE DO I SPEAK?

Is taken from the poem "What Language Do I Speak?" by Recep Maraşlı translated by Richard McKane from "Poet to Poet" published by Hear...ing Eye / Singing Helen Chadwick Group

HANGİ DİLİ KONUŞUYORUM?
Recep Maraşlı yazdı (1989), Richard McKane çevirdi (2000), Helen Chadwick besteledi (2011), Grup HC seslendirdi ve "Strangeland" albümünde yayınlandı.

See More
Gelawej shared a post.
May 25, 2017
Image may contain: one or more people and people sitting
Recep Maraşlı

TANER AKÇAM, "SAHTE TALAT PAŞA TELGRAFLARI" TEZİNİ ÇÖPE GÖNDERİYOR...

Prof. Dr. Taner Akcam, AKEBİ'nin konuğu olarak dün Berlin'deydi. "Osmanlı'da Ermeni Soykı...rımı; Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgraflarının Önemi" başlıklı toplantıya katıldı. Rosa Luxemburg Vakfı'nda yapılan toplantıya tarihçi Dr.Salvador Oberhaus da katılmıştı. O da özellikle "Alman sorumluluğu" üzerinde durdu.

Konuya yabancı olacaklar için sıkıcı olabilecek bir gündem, neredeyse heyecanlı bir polisiye ve dedektif öyküsü gibi sürükleyici bir atmosferde oldukça başarılı geçti diyebilirim.

Bunun nedeni, Taner Akçam'ın, 1915 Soykırımı konusunda Türk resmi tarih tezinin neredeyse temel taşı sayılabilecek bir çalışma olan Şinasi Orel - Süreyya Yüce imzalı "Ermenilerce Talat Paşa'ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü" isimli kitabını, akademik bir titizliklikle yürüttüğü (bize bir yanıyla bir dedektifin iz sürmesi gibi de görünen) çalışmasıyla çürütmesidir.

Bu tespitte yalnız değiliz. Newyork Times gazetesi de konuyla ilgili geniş haberinde Akçam'ı "Ermeni Soykırımının Sherlock Holmesi" olarak tanımlamış: (‘Sherlock Holmes of Armenian Genocide’ Uncovers Lost Evidence)

Bence Akçam'ın bu çalışmasıyla "Talat Paşa'ya atfedilen telgrafların sahteliği" tezi artık tamamen çöpe gitmiştir.

- Naim Efendi adlı bir Osmanlı memurunun olmadığı, hayali, uydurulmuş kişi olabileceği tezi çürütülmektedir. Naim Efendi gerçek bir kişidir. Osmanlı'nın kendi kayıtları da bunu doğrulamaktadır.
- Naim Efendi, karar mercilerinde bulunmayan basit bir memurdu ama şifreli telgraflar elinden geçen bir görevi vardı...
- Naim Efendi'nin anıları olmadığı, sahte ve üretilmiş olduğu tezi doğru değildir. Akçam, Kirkor Gergeryan'a ait arşiv sayesinde el yazması gerçek "anı, belge ve notlar"ın kopyasına ulaşmıştır.
- Naim Efendi'nin Aram Andonyan'a sattığı orjinal veya kopyalanmış Talat Paşa telgrafların tümü, Osmanlı Arşivlerindeki bilgilerle de doğrulanan detaylara sahiptir.
- Orel ve Yüce'nin telgrafların sahtileği konusundaki Osmanlı evrak sistemi ve şifreleme teknikleri ile çeliştiğini iddia ettikleri hiçbir tez dogru değildir. Akçam bunu yine bizzat Osmanlı Arşivlerindeki örnek belgeler ile çürütmektedir.

Osmanlı Belgelerinin nasılsa incelenemeyeceği, karşılaştırılamayacağı, açıklarının yakalanamayacağı özgüvenine dayanarak üretilmiş bir RESMİ KİTAP böylelikle akademik çalışmalar bölümünden, propoganda çalışmaları bölümüne intikal edebilir.

Ben kendi çalışmamda, Aram Andonyan'ın yayınladığı kitabında yayınladığı Talat paşa telgraflarının sahte veya gerçek olup olmamasının ve Osmanlı arşivlerinin açaık-kapalı olup olmamasının, kendi açımdan merkezi bir önem taşımadığını "Soykırım bir EVRAK SAHTEKARLIĞI değildir ki.. " diyerek 1915 SOYKIRIMINI bir gerçeklik olarak ortadan kaldırmayacağını belirtmiştim.

Taner Akçam'ın geçtiğimiz aylarda yayınlanan ve toplantıda tanıtımı yapılan "Naim Efendi'nin Hatirati ve Talat Pasa Telgraflari" isimli kitabı, akademi çevrelerinde etrafında dolaşılan "Talat Paşa'ya atfedilen telgrafların sahte olup olmadığı" konusuna doğrudan girerek onu çürütme ve özellekle Türk resmi inkarcı tarihçilerinin bir dayanaklarını altından çekme başarısını gösteriyor.

Teşekkürler Taner Akcam...

Oldukça önemli bir gelişme ama henüz herkes tam olarak farkında mı emin değilim.

Akçam'ın son çalışmasıyla ilgili daha ayrıntılı bilgiler için şu linklere bakılmasında fayda var;

https://www.nytimes.com/…/eu…/armenian-genocide-turkey.html…
https://www.facebook.com/akebiberlin/videos/1354263637992203/
http://www.agos.com.tr/…/osmanli-memurundan-soykirim-belgel…

See More