Photos
Videos
YMO-YTV TANITIMLARI: Yaşar Nuri Öztürk Kitapları
55
6
Sesli Meâl-46: Kaaria Suresi (Yaşar Nuri Öztürk)
27
Sesli Meâl-53: BELED SURESİ (Yaşar Nuri Öztürk)
25
5
Posts

Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk:
DİNCİLİK; KILIK DEĞİŞTİRMİŞ "DİNSİZLİK"TİR!

Kur’an, bunu insanlığın irfan ve idrakine ulaştırmıştır, göstermiştir. Ne yazık ki insanoğlu bu “mucize uyarı”dan bugüne kadar ders alamamıştır. Ve insanlık bu “hayati dersi alamadığı” içindir ki,

...

"Dinsizlik" dendiğinde sadece;

- İnkarcılığı,
- Ateizmi,
- Deizmi,
- Din Düşmanlığı’nı vs...

...aklına getirmekte, pusuda saklanan ve en şerir zararları “Din Maskesi” altında veren "DİNCİLİK DİNSİZLİĞİ"NİN farkında bile olamamaktadır!... (”İmansızlığın İki Türü Üstüne” Yazısı’ndan | 22.02.2016 | “Aydınlık” Gazetesi)

Arşiv ve Afiş: Murat Yatağanbaba

See More
Image may contain: 2 people, text

PROF.DR. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK: EMPERYALİST
UŞAĞI OLAN DİNCİLER; ATATÜRK'Ü GERÇEKTE
"OLDUĞUNUN TAM TERSİ"YLE DAMGALADILAR!

“Nemrut karşıtı” olmaları gereken “İbrahim Patentli” Baronlar, aslında “Nemrut Güdümlü Emperyalizm Uşakları”dır. Türk Kurtuluş ve Aydınlanma Savaşı’na "İbrahim edası"yla karşı çıkan Dürrizadeler, Mustafa Sabriler ve benzeri Emperyalizm Uşakları, "Nemrut Güdümlü İbrahimler" değil de neydi?

...

İşte o alçaklar bu “İbrahimlikleri”yle karşı çıkıp “Nemrut damgası” vurdular Mustafa Kemâl’e!

Dinciliğin “Allahsızlık ve Alçaklık göstergelerinden biri” de budur. Yani rahatsız olduğu insanların "gerçekte olduklarının tam tersi sıfatlarla” damgalamak.

Bunun içindir ki biz, Dinciliğin; “Alçaklık ve İmansızlığın en kahpe türü” olduğunu yıllardan beri bütün dünyaya duyurmaya çalışıyoruz... (”Nemrut Desteğiyle İbrahimlik Yapmak” Yazısı’ndan | “Aydınlık” Gazetesi | 24.02.2016)

--------------------------------------------
Arşiv ve Afiş: Murat Yatağanbaba

See More
Image may contain: 3 people, people smiling
Posts

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK’ÜN “ORTADOĞU”
YORUMU: BIRAKIN BİRBİRLERİNİ YESİNLER

Yaşar Nuri Öztürk Türkiye’nin sürüklendiği “Ortadoğu”yu şöyle özetliyor:

...Continue Reading
Image may contain: 3 people, text

TÜRKİYE'DE TECAVÜZLER ve "ÇÖZÜMÜ"...

Son haftalarda gene Genç Kızlar'a, Çocuklar'a ve de Bebekler'e, hatta Erkek Çocukları'na ve Hayvanlar'a kadar TECAVÜZLER'İ konuşuyor Türkiye!... "Bu kafa"yla da "daha çooook" konuşacak.... Çözüm belli, YAŞAR NURİ HOCAMIZ'IN VİDEO'DA DEDİĞİ... (Murat Yatağanbaba)

It looks like you may be having problems playing this video. If so, please try restarting your browser.
Close
338,263 Views
Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk is with Murat Yatağanbaba.

TECAVÜZ'E DİRENEN 20 YAŞINDAKİ ÖZGECAN'I
ÖNCE BIÇAKLAMIŞ, SONRA da YAKMIŞLAR...

PROF.YAŞAR NURİ ÖZTÜRK: TECAVÜZCÜ'YÜ ASLA
HAPİSTE BESLEMEM, DERHAL KELLESİNİ ALIRIM!

ERDOĞAN-MERKEL GÖRÜŞMESİ’NE “YAŞAR
NURİ ÖZTÜRK’ÜN TEZİ” DAMGASINI VURDU!

1- “DİNCİ TERÖR” TABİRİ: Almanya Başbakanı “bu İSLÂMİST Terör’dür” deyince, Türkiye Cumhurbaşkanı “lütfen böyle demeyin, Müslümanlar üzülüyor, DİNCİ Terör deyin” demiş! (Hürriyet Gazetesi / 02.02.2017) “İslâmi değil, Dinci Terör” tesbiti, Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün... Zaten “Dinci” Kelimesi’ni “ilk kullanan / litaratüre sokan” da Yaşar Nuri Hoca!... Hocamız’dan bunu öğrenen Erdoğan, 2005’ten beri “İsl...âmi Terör” diyenlere “hayır Dinci Terör” diyerek “karşı” çıkıyor, “çok da iyi” yapıyor!

2- “SİYASALLAŞMIŞ İSLÂM” TABİRİ: Gerçi Merkel de “İslâmi Terör” değil, “İslamist Terör” demiş, yani Yaşar Nuri Hocamız’ın ifadesiyle “Siyasallaşmış İslâm” demek istemiş. Yani Erdoğan “yanlış anladığı” için itiraz etmiş ama Merkel’in dediği de doğru. Bir kelimenin sonuna “i” gelirse başka, “ist” gelirse başka anlam taşır. Kelime’nin sonuna “İst” ve “izm” ekleri geldiğinde, o kelime veya kavram artık “siyasallaşmış” yani “ideolojileşmiş”tir. (Konu ile ilgili bütün ayrıntıları, Yaşar Nuri Hocamız’ın “İnsanlığı Kemiren İhanet: Dincilik” Kitabı’ndan okuyabilirsiniz...)

Her ne kadar Almanya “KAPLANCILAR”ı, Türkiye de “FETHULLAHÇILAR”ı beslemekten “sabıkalı” olsa da, ben her 2 Siyasetçi’nin açıklamasını da beğendim! Umarım “Dincilik Belâsı”nı Dünya’dan def etmede faydalı olur.

> BU “KUDUZ”UN “BAŞKA AŞISI” YOK ULAN!

Zaten Dünya’nın bu “Dincilik belâsı”nı def etmek için; Yaşar Nuri Hocamız’ın bu “tespitleri”ni öğrenip-uygulamaktan başka bir “çaresi” de YOK!... Çünkü bu “Dincilik Kuduzu”nun aşısını Kur’an-ı Kerim’den “Mâûn Suresi, Firavun, Ebu Zer, Kurtuluş Savaşı, Kötülük Toplumu, Lanetli Soy, Allah ile Aldatmak” gibi Kitapları’yla o buldu, bu “Dincilik Kuduzu”na Kur’an’dan bu “reçeteleri / aşıyı” çıkarabilen “başka biri” de yok bugünün Türkiyesi ve Dünyası’nda! Onun için “Kitapları’nda yazanlar”ı birer “Proje” haline getirip-uygulayacaksınız, bunun “başka çaresi” YOK! Hatta Hocamız’ın -kendi ifadesiyle- söyleyecek olursak; “geberseniz” de yok, “kudursanız” da yok, YOK ULAN!!!

Bunu Almanı-Türkü, Dinlisi-Dinsizi, Deisti-Ateisti, Sağcısı-Solcusu, Alevisi-Sünnisi, Protestanı-Katoliği fark etmez, “çok geç” olmadan anlamalı ve bu “İnsanlığı kemiren bir ihanet” olan Dincilik’e karşı “bilinçlenip-birleşmeli”dir.

"CAMİ AVLUSU"NDA MI BULDUNUZ?! Bütün Haber Siteleri’nde bu “İslamist Terör – Dinci Terör Tartışması” haberleri var ama hiçbirinde Yaşar Nuri Hoca’yı “anma” yok!… Merak ediyorum, Dinciler Bütün Dünya’yı böyle kan gölüne çevirirken, Yaşar Nuri Hoca’nın bu “tesbitleri” olmasaydı, Erdoğan ve benzeri BÜYÜÜÜK MÜSLÜMANLAR (!) İslâm Dini’ni “neyle ve nasıl” savunacaklardı! Fethullah’ın “salya-sümük” ağlayıp “atıp-salladığı” Fetvaları’yla mı?! Yaşar Nuri Hocamız’ın Tezleri’ni “cami avlusunda bulmuş gibi” tepe tepe kullanıyorsunuz ama bir “rahmet”le anmıyorsunuz!

Görülüyor ki; sadece “Dinci Terör” yok, “emeğe saygısızlık” ve “ahde vefasızlık” Terör’ü de var!
.
Murat Yatağanbaba

See More
Image may contain: 3 people, text

"İYİ Kİ DOĞDUN" YAŞAR NURİ ÖZTÜRK HOCAM!

Bugün 5 Şubat. Hocamız'ın "Doğum Yıldönümü"... 67.Yaş Günü'nde de "Özlem ve Rahmet"le anıyoruz. (Murat Yatağanbaba)

"happy birthday" live nuri öztürk teacher! It's February 5th. We commemorate our teacher's " birth anniversary "... " longing and mercy " on the 67. th birthday. (@[100024500411990:2048:Murat Yataganbaba])
Translated
Image may contain: 1 person, smiling, text

ALLAH’LA “YATAKTA SEVİŞEN” ŞEMS!
(“Kudurmuş” Mevlâna’dan “Sapıklık” Destanı!)

16 Ocak’ta, “Mevlâna’nın Müridi Nurettin, Nasrettin Hoca’yı Neden Öldürdü / Mevlâna’nın Kitabı ‘Din’ mi, ‘Magazin’ mi, ‘Porno’ mu” başlıklı bir Araştırmam’ı yayınlamıştım. Her yayınladığım Yazım’da olduğu gibi, okuyanlar “şok” geçirdi… Bunu Kendi Profilim’de ve yönettiğim bir Sayfa’da yayınladım. 750’ye yakın Beğeni-Paylaşım-Yorum’u “orantı”ya vurursak, % 10’u “bu bilgileri daha önceden biliyorduk, ...

Continue Reading
Image may contain: 1 person, text

“MEVLÂNA’NIN MÜRİDİ” OLAN NURETTİN,
NASRETTİN HOCA’YI “NEDEN” ÖLDÜRDÜ?!

Mevlana'nın Cariyesi olan 15 yaşındaki Kimya Hatun, Mevlana'nın oğlu Alaaddin ile birbirlerini sevmelerine rağmen, “Şeyh’im yalnız yaşamasın rahat etsin ve mutlu olsun” gerekçesiyle Mevlana tarafından “zorla” 60 yaşındaki Şemsi evlendirilindi. Mevlana’nın “Hocası” Şemsi değil “Oğlu” Alaaddin’i seven Kimya Hatun, bu yüzden sık sık Şemsi terk edip kayıplara karışıyordu!

...Continue Reading
Image may contain: 2 people, text

“CENABET DİYANET”TEN BİR “DANGALAKLIK” DESTANI:
(Hz.Aişe'nin Peygamber’le “9 YAŞINDA EVLENDİĞİ” Yalanı!)

Adına “Diyanet” denen “Cenabet” Kurum, “Kur’an’dan ve Tarih’ten NASİPSİZ Fetvası”yla Türkiye’yi gene “Seks Manyaklığı”yla meşgul etti. Konuyu yazıp-anlatsam bir türlü, anlatmasam bir türlü, “Uçkur Muhabbeti”nden pek hoşlanmam çünkü... Fakat bu Cenabet Diyanet’in işi-gücü “Uçkur” Muhabbeti… Neyse… “Diyanet” ile ilgili diyeceklerimi Yazım’ın “sonuna” bırakıp “Gündem” ile il...

Continue Reading
Image may contain: 4 people, text

BARIŞ MANÇO’NUN “NAZAR EYLE”DE
ANLATTIĞI TÜRK TÖRESİ: TÜLÜK ve TÜNDÜK!

BUGÜN TÜRK MİLLETİ’NİN “BÜYÜK EVLÂDI” BARIŞ MANÇO’NUN “75.DOĞUM” YILDÖNÜMÜ. Barış Abimiz’in “sımsıcak ve ölümsüz hatırası”na, “Nazar Eyle” Şarkısı ile ilgili yaptığım bir Araştırmam’ın “özeti”ni yayınlamak istiyorum. Çünkü bunları artık ne “okuyan” kaldı, ne de “anlatan”… Barış Manço’nun vefatıyla birlikte “bu Güzellikler / Tarihimiz” de artık Sanat-Müzik Eserleri’nde hiç yer almaz oldu. Gene de Türk Tarih...

Continue Reading
Image may contain: 3 people, people smiling, text

HZ.İSA HRİSTİYAN UYUZLAR’IN UYDURDUĞU
GİBİ “ARALIK”TA DEĞİL, “AĞUSTOS”TA DOĞDU!

(Yazı'yı "Afiş'in altından" okuyabilirsiniz, hepinize "iyi seneler"...)

Image may contain: 1 person
Murat Yatağanbaba

HZ.İSA HRİSTİYAN UYUZLAR’IN UYDURDUĞU
GİBİ “ARALIK”TA DEĞİL, “AĞUSTOS”TA DOĞDU!

İsa Peygamber’in “doğumunu kutlama” İlk Dönemler’de yoktu, hatta gündeme geldiği...nde Hristiyanlar “la bu Putperest Geleneği”dir diye karşı çıktılar. Fakat sonradan, Roma İmparatorluğu’nda “Önemli bir Bayram” olan 25 Aralık’ı “İsa’nın Doğumu” ilan ettiler. Amaçları da Güneş Tanrısı olan Mitra’nın Doğum Günü olan 25 Aralık’ı Pagan Kültür’ü yaşatanlar eskiden beri kutladıkları için, Hristiyanlar “bu geleneği bitirmek için” Mitra yerine İsa’nın “Doğum Günü” yaptılar. “İlk uygulamaya koyan” da Papa Liberiyuz oldu ve İsa Peygamber’in doğumundan yaklaşık 354 yıl sonra (“3,5 Asır sonra” diye okunur) İsa Peygamber’in Mevlit’i / Doğum’u kutlanmaya başladı.

.
İNCİL’DE HZ.İSA’NIN DOĞUM ZAMANI:
ROMA İMPARATORLUĞU “NÜFUS SAYIMI” DÖNEMİ

Hz.İsa’nın doğumundan çok kısa bir süre önce, Roma İmparatoru Agustus, “Nüfus Sayımı” kararı veriyor. Nüfus Sayımı’nda, herkesin “kendi memleketi”ne gidip-sayılması gerektiğinden “yoğun bir trafik” yaşanıyor, “zahmetli” bir Dönem yani… Bugün bile –bu kadar Teknolojik İmkâna rağmen- bir Seçim yapılmak istendiğinde, kimse “Kış Günleri”nde bunu yapmıyor! İsa’nın Anası Meryem Ana da o sırada Nüfus Sayımı için “Nişanlısı Yusuf”un şehri olan Beytlehem’e gitmek zorunda kalıyor ve orda doğuruyor! Doğurduğu yerde “Çobanlar” varmış ve “nöbetleşe” Sürü’yü bekliyorlarmış! Yani “Kır”da bunlar ve geceleri “Çadır”da kalıyorlar. Kış Mevsimi olsa Dağ’da-Kır’da nasıl Sürü’yü bekleyecekler!

.
KUR’AN’DA HZ.İSA’NIN DOĞUM ZAMANI:
“HURMA HASAT” MEVSİMİ…

Bu bilgiler “Luka İncili”nden aktarma. Gördüğünüz gibi onlardaki Kayıtlar’a göre de Kış değil Yaz ayında doğurmuş Meryem Ana. Zaten İstanbul-Beyoğlu’ndaki Kilise’yi gezdiğimde, Afiş’teki fotoğrafta da gördüğünüz gibi, Meryem Ana ve İsa heykellerinde “ağaç ve YAPRAKLARI var, İsa’nın üstündeki elbise de bacaklarını ve kollarını AÇIKTA bırakıyor, yani “Heykelleri’ndeki canlandırma / temsile göre” de YAZ MEVSİMİ Bir de Kur’an’a bakalım. Kur’an’da tabi “Nişanlısı Yusuf” gibi –sonradan uydurma- ifade YOK, Kur’an Meryem Ana’nın “kocasız ve tek başına / şehirdin uzak bir yerde” doğurduğunu anlatıyor:

Ona gebe kaldı. Ardından da onunla uzak bir mekâna çekildi. Nihayet doğum sancısı onu, bir hurma ağacının kütüğüne götürdü. "Ah dedi, keşke daha önce ölseydim, keşke unutulup gitseydim."Altından ona şöyle seslendi: "Tasalanma, Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirdi." "Hurma ağacının kütüğünü kendine doğru salla, ÜZERİNE OLGUN, TAZE HURMA DÖKÜLECEKTİR." (Meryem Suresi / 22-25.Ayetleri)

Yani Meryem Ana İsa’yı “Hurma Mevsimi”nde doğurmuş. Hurma Mevsimi demek “inanılmaz sıcak” havaların olduğu bir mevsimdir. Bu “Hasat Mevsimi” Ağustos sonu başlıyor. Meryem Ana’nın “dalı sallayıp-taze hurma düşürüp-yemesi” söz konusu olduğuna göre, daha “Hasat-Toplama Zamanı” bile değil, ondan da önce yani. Bu durumda ya Temmuz sonu, ya da Ağustos başı doğurmuş olması gerekir. Zaten “o aşırı sıcaklar” olmasa Hurmalar olgunlaşmıyor. Bu Filistin Bölgesi’nde kışın ise “tam tersine” aşırı hem de “Kuru Soğuk” olur, yani İsa’nın Aralık veya Ocak’ta doğması imkansızdır, “tek başına” orda olan ve doğum sancıları başlayan Anası da kendisi de “ölür”…

***
Bu verdiğim bilgilerin “ayrıntıları”na merak edenler; Prof.Dr. Abdülaziz Bayındır Hocamız’ın başında olduğu Süleymaniye Vakfı’nın “Hikmet Çalışmaları” Dersleri’nden dinleyip-öğrenebilirler.

.
“İSA’NIN MEVLİT KANDİLİ” de TIPKI
“MUHAMMED’İN MEVLİT KANDİLİ” GİBİ UYDURMA!

İşin özeti işte bu: Nasıl ki Müslümanlar, Muhammed Peygamber öldükten 400 yıl sonra “Muhammed Peygamber’in Doğum Günü Kutlaması / Mevlit Kandili”ni uydurdularsa, onlardan önce de Hristiyanlar İsa Peygamber öldükten 350 yıl sonra bu “İsa Peygamber’in Doğum Günü Kutlaması / Mevlit Kandili”ni uydurdular Yani bu “Noel Bayramı Kutlaması”nın Arapçası “İsa’nın Mevlüt Kandili”dir. “Muhammed’in Mevlüt Kandili” gibi “İsa’nın Mevlüt Kandili” de UYDURMADIR!

400 yıl sonra “Muhammed’in Mevliti”ni uyduran Şii Fatımi Devleti’nin amacı Devlet Başkanı’nın kendisine bir “kutsallık” vermek istemesi ve bu yüzden de “Doğum Günü’nü kutlamak istemesi”ydi, bunun için de “önce” Hz.Muhammed’in Doğum Günü’nün kutlanmasını “uydurttu”, sonra da “bu Dini kılıf”la kendi doğum gününü kutlattırdı. “Bi bok yok” yani arka planında ve içeriğinde… Hristiyanların “İsa’nın Mevliti”ni uydurmaları ise, -az önce okuduğunuz gibi- en azından “iyi bir amaç” için. Putperestler’in taptığı Tanrı’nın Doğum Günü kabul edilen günde, onun yerine / onu unutturmak için İsa Peygamber’i kullanmışlar ve 350 yıl sonra “Doğum Günü Kutlaması”nı uydurmuşlar!

.
UYDURMA “DEVAM” EDİYOR! FETÖ de “KUTLU DOĞUM
HAFTASI”NI UYDURMUŞ ve YILLARCA KUTLATTIRMIŞTI!

Yani bu günler-haftalar; Allah, Peygamberler veya Sahabeler ile Havariler’in Emri veya Sünneti değil. Nasıl ki bizim FETÖ Terör Örgütü’nün başı “dokunulmaz ilan edildiği / Allah yerine konup-tapıldığı sıralarda” münasip bir yerinden “Kutlu Doğum Haftası” diye bir hafta uydurdu ve insanlar da sanki “Din Emri”ymiş gibi hiiiiç sorgulamadan bu haftayı YILLARCA kutladılarsa, işte bu Muhammed’in Doğumu’nu kutlamayı da Fatımi Devleti Yöneticileri, İsa’nın Doğumu’nu kutlamayı da Hristiyan Papa Liberiyüz uydurdu. Yani Mevlüt Kandilleri Allah / Din Emri değil, “Hoca-Papaz Uydurmaları”dır.

Ki tebliğ ettikleri İslâm Dini’ni “Hristiyanlık-Müslümanlık” diye bölen ve de “tanınmaz hale getiren” Hristiyanlar-Yahudiler ve Müslümanlar yüzünden Muhammed Peygamber de İsa Peygamber de Anaları’ndan doğduklarına “bin pişman”… Bir de “iyi ki doğdunuz” diye “dalga geçer gibi” doğumlarını kutluyorlar utanmadan! Peygamberler’in yüzüne bakacak yüzümüz yok, dolayısıyla da “Doğumları’nı kutalmaya da” hem yüzümüz hem de hakkımız yok!...

Neyse…

Bu “Uydurukçu / Allah’ın unuttuğunu hatırlatıcı” Papaz ve Hoca Uyuzları’nın uydurmaları bir kenera, Yeni Yılınız’ı -daha çok çalışıp-üretip Ülkece düzlüğe çıkmamız umuduyla- kutlarım. Çünkü Peygamerler’in yüzüne bakmamız “ancak böyle” mümkün olabilir, yoksa hepsi de yüzümüze tükürür. Allah’ın murad ettiği bir Dünya, ancak “çalışıp-çabalayarak, üretip-kardeşçe paylaşarak” mümkün olabilir, İsa’nın doğumu diye “Dünya’da 300-400 milyon Çam Ağacı’nı katledip su gibi Şarap içerek” de değil, Muhammed’in doğumu diye “vıcık vıcık yağlı lokma döktürüp ciyak ciyak Mevlit okutarak” da değil!
.
--------------------------
Murat Yatağanbaba

See More

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK “TEKRAR” DEDE
----- “HOŞGELDİN” ZEYNEP SEMA ------

“Nikâh Şahitleri” olduğum fakat “adresi” karıştırdığım (“Nikâhı kaçırdığım” diye okunur) Özge ve Mustafa Gönüldaşlarımız’ın kızları Zeynep Sema, 22 Aralık 2017’de dünyaya geldi, “HOŞGELDİ”... Böylece Özge “Anne”, Mustafa “Baba”, Elif Asya “Abla”, Yaşar Nuri Hocamız da “Dede” oldu. Allah “Analı-Babalı” büyütsün, her ikisinin de “gözü aydın” olsun. (Murat Yatağanbaba)

Image may contain: 4 people, people smiling, text

BİR KUR’AN DEVRİMİ: HZ.MUHAMMED
“EFENDİNİZ” DEĞİL, “ARKADAŞINIZ”DIR!
(Bankamatik'te "Sıra Bekleyen" Cumhurbaşkanı!)

Yazı'yı "Afiş'in altından" okuyabilirsiniz...

Image may contain: 1 person, beard and text
Murat Yatağanbaba

BİR KUR’AN DEVRİMİ: HZ.MUHAMMED
“EFENDİNİZ” DEĞİL, “ARKADAŞINIZ”DIR!
(Bankamatik'te "Sıra Bekleyen" Cumhurbaşkanı!)

Fotografta gördüğünüz Bankamatik kuyruğunda ...sıra bekleyen kişi; bir “Cumhurbaşkanı”ymış. İrlanda Cumhurbaşkanı Michael D Higgins. Denk gelmişsinizdir siz de, çünkü İnternet’te çok paylaşıldı ve alkışlandı. Fotografı gördüğünüzde siz “ne” düşündünüz bilmiyorum ama benim aklıma “doğrudan doğruya / anında” Hz.Muhammed geldi… Şöyle ki: Bu adamın “kim olduğunu bilen” biri bu fotoğrafı çekmese, hiçbirimiz bu kişinin bir “Cumhurbaşkanı” olduğunu bilemezdik. Çünkü “çok mütevazı” biri.

Bilir misiniz, Peygamberimiz de “böyle”ydi… İlk öğrendiğimde inanamamıştım. Şimdi okuyup-öğrenince siz de inanamayacaksınız: Peygamberemiz’in Dini ve Siyasi açıklamalarını duyan bir Grup, kendisiyle konuşmaya gelmiş. Çadır’a girdiğinde bakınmış bakınmış görememiş, daha doğrusu tanıyamamış ve “şu soru”yu sormuş: “HANGİNİZ MUHAMMED?!!!”

Bu nasıl iştir? Kıytırık bir Vali veya Belediye Başkanı bile 1 kilometre öteden “ben Vali’yim ha, ben Reis’im haa” diye kendini “belli” eder. Korumaları, arabaları… Hele hele bir de Başbakan veya Cumhurbaşkanı’ysa ve bir yerden geçecekse, BÜTÜN GÜNÜNÜZ gitti demektir. Burada ise Koskoca Peygamber var ama TANIYAMIYORLAR… Tanıyamıyorlarsa; gösterişli koltuğu, farklı-gösterişli elbisesi, etrafında kul-köle / el-pençe divan duranlar YOKMUŞ demek ki!!! Gelenlere cevap vermişler: “İşte şu!...” Gösterdikleri kişi; elinde testi ile ordakilere “su” dağıtıp HİZMET ediyormuş!!!

İşte bu yüzden “Cumhurbaşkanı” Michael, bana “Peygamber Muhammed”i hatırlattı. Tanımayan biri orda olsa ve konuşmak istese, fotoğraftaki 3 kişiye “hanginiz Cumhurbaşkanı” diye sorardı!

.
KUR’AN’DA ve OSMANLI’DA
“YÖNETEN ile YÖNETİLENLER”İN TANIMI!

Peygamberimiz bu şekilde yaşamış, yani kendisini “toplumundan farklı, yukarı” görmemiştir. İlginçtir Kur’an da öyle. Ayrıntıları; Yaşar Nuri Öztürk Hocamız’ın “DİN MASKELİ ALLAH DÜŞMANLIĞI: ŞİRK” Kitabı’ndan okuyabileceğiniz konunun özetini; gene Hocamız’ın bir Köşe Yazısı’ndan öğrenelim:

Kur’an, hiçbir yerinde, ima ile bile olsa, Hz. Muhammed’i geleneksel İslam’ın kullandığı ilahlaştırıcı, toplumdan tecrit edici, farklılaştırıcı ifadelerin hiçbiriyle anmamakta, tanıtmamaktadır. Bu tür ilahlaştırıcı veya ilahlaştırmayı çağrıştırıcı ifade ve tavırları, bizzat Cenabı Peygamber’in çok sert biçimde yasaklayıp kırdığını, anılan eserin muhtelif yerlerinde gösterdik.

Örneğin, ‘Efendimiz’ tabiri. Hz. Peygamber, arkadaşlarının kendisine “Efendimiz” (seyyi-düna) diye hitap etmelerini şiddetle yasaklamış, bu ifadeyi kullananların imanlarının gereğine göre değil de şeytanın keyfine göre konuştuklarını söylemiştir. Onun bu tavrı (sünneti diyelim), Kur’an’ın 10’a yakın ayetinin fiilî tefsiridir.

Evet, Kur’an, Hz. Muhammed’i hitap ettiği ve ahlaklarını ilk elden inşa ederek insanlığa örnek modeller olarak eğittiği muhataplarının efendisi, üstadı, hazreti, yücesi, şefaatçisi vs. olarak anmamaktadır. Onun arkadaşlarıyla münasebetlerinde ona tek sıfatla hitap etmektedir: Arkadaşınız. İniş sırasıyla 7. sure olan Tekvîr’den başlayarak, iniş sırasıyla 113. yani sondan bir önceki sure olan Tevbe’ye kadar.


Muhammed ‘efendi’, onlar ise ‘köle, basit seviyeliler, geri kalmışlar, dilenenler’ vs. diye anılmamıştır. Kur’an’a göre, Muhammed onların efendisi falan değildir, arkadaşıdır. Onlar da Muhammed’in kölesi falan değildir, arkadaşlarıdır.

Eğiten de arkadaş olarak anılmıştır, eğitilen de, veren de arkadaş olarak anılmıştır alan da, aydınlatan da arkadaş olarak anılmıştır aydınlanan da, yücelten de arkadaş olarak anılmıştır, yücelen de… Bir inkılabın büyüklüğüne, gerçekliğine, insancıllığına, hakka uygunluğuna en büyük kanıtlardan biri de bu değil midir? (“Yurt” Gazetesi / 02.12.2012)

Hocamız’ın bahsettiği bu Ayetler’den biri şöyle:

Yemin olsun inip çıktığı zaman yıldıza/fışkırıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker Yıldızı’na/aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır ağır gelene ki, ARKADAŞINIZ ne saptı ne de azdı. O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor. İndirilmiş bir vahiyden başkası değildir o. Kuvvetleri çok müthiş olan belletip öğretti onu ona. (Necm Suresi / 5.Ayeti)

Aynı zamanda Devlet’i de yönetmiş Peygamberimiz “etrafındakilerden ayırt edilemeyecek kadar / tanımayanların ‘hanginiz Muhammed’ diye soracağı kadar” HERKES GİBİ yaşar-davranırken, Kur’an-ı Kerim de kendisi için “Efendiniz, Üstadınız değil Arkadaşınız” derken, MESEL Osmanlı Padişahları’nda durum neydi? Osmanlı İmparatorluğu’nda Padişahlar’ın “Debdebesi”, “Şatafatı” (“İsraf Manyaklığı” diye, hatta “Gösteriş Budalalığı” diye okunur) ortada… Sadece “yaşantıları” değil “ünvanları” da öyle! Osmanlı’da Halk’ın “HUKUK’TAKİ RESMİ ADI” buna kanıttır. Osmanlı’da Halk “Raiyye”ydi, yani “Davar Sürüsü”… Eee, Halk Hukuk’ta “Sürü”yse, Padişah da –otomatikman- “Çoban” oluyor. Osmanlı’da Halk’ın Hukuk’ta diğer adı da “Kullar”dı… Eeee, Halk “Kullar” olunca, Padişah da –otomatikman- “NE” oluyor?!!!

.
“PEYGAMBER SÜNNETİ” YERİNE, YÖNETİM’DE
“PADİŞAH SÜNNETİ”Nİ TERCİH ETMEK!

Kur’an ve Tebliğcisi “böyle bir İnkılap / Devrim” yaptığı halde, sonrakiler bu Devrim’e “Karşı Devrim” yapıp yok ettiler. Etraf gene “Efendi”lerden ve dolayısıyla da “Köleler”den geçilmez oldu. Peygamber bile bizimle “ancak Arkadaş”ken, Padişah Dölleri’nin “Kulu ve Sürüsü” olduk. Onu da geçtik, Osmanlı’da yaşasa, o Hanedan’dan olmadığından (“Padişah Dölü / Sülalesi’nden olmadığından) değil “Cumhur’un Başı”, Padişah’ın “Atı’nın Boku” bile olamayacak olan, iki de bir “sen kimsin ulan” diyor!!! O kadar evsiz-barksız olup “Sokak”ta yaşayan Halkı varken 2.000 Odalı Saray’da yaşıyor! Hem “Artist”, hem “Kendine Müslümanist”…

Özetle ben; etrafındakiler gibi yaşayıp su dağıtacak kadar ve insanların “hanginiz Muhammed” diye soracağı kadar “gösterişten uzak” yaşayan, Kur’an’ın ifadesiyle bizim “Efendimiz değil Arkadaşmız” olan bir Yöneten-Yönetilen İlişkili Dünya’yı; şerefim hakkına “Su’ya hasret bir Çöl Yolcusu gibi” yudumluyorum. Ama Peygamber’in dağıttığı o Su, bu “Gösteriş-Büyüklük Taslama Çölü”nde bize ulaşmıyor!

Olsun!... Bunlar bize iki de bir “sen kimsin ulan” diyerek “Büyüklük” taslasa da, Allah bizim “Peygamberi’yle Arkadaş” olduğumuzu söylüyor, bu da bize yetiyor. Cevap veriyorum: “Biz Peygamber’in Arkadaşı”yız!... Peygamber bize “büyüklük” taslayıp senin gibi “hava” atmıyor! Sense “Peygamber gibi” mütvazi değil “Padişahlar gibi” gösterişli-kibirli yaşıyor-konuşuyorsun! Yani “Peygamber Sünneti”ni değil, “Padişah Sünneti”ni uyguluyorsun! Sen "Büyük Müslüman" bunu uygularken, Peygamber Muhammed'in Sünneti'ni ise "Gâvur" dediğin Cumhurbaşkanı Michael uyguluyor!!! Cevabımız bu: “Biz Peygamber’in Arkadaşı”yız. Bu durumda şimdi biz sana soralım “be hey” Allah’ın “Padişahlık Özentisi” Çakma Padişahı ve hatta Müslümanlığın "yüzkarası" Allah ve Peygamber Düşmanı Gösteriş-İsraf Manyağı: Asıl "sen kimsin" ulan!
.
.
Murat Yatağanbaba

See More

MURAT HOCAM! “HER ÇOCUK İSLÂM FITRATI’YLA
DOĞAR” SÖZÜ, “MÜSLÜMAN DOĞAR” DEMEK MİDİR?!

(Cevabı "Afiş'in altından" okuyabilirsiniz...)

Image may contain: 2 people, text
Murat Yatağanbaba

MURAT HOCAM! “HER ÇOCUK İSLÂM FITRATI’YLA
DOĞAR” SÖZÜ, “MÜSLÜMAN DOĞAR” DEMEK MİDİR?!

Murat Hocam, müsaitseniz bir soru sorabilir miyim. Kuran'da “her çocuk ‘İs...lam Fıtratı’na göre doğar” diyor. Bu “her çocuk ‘Müslüman’ doğar” anlamına mı geliyor? (Mehmet Naci B. / 02.09.2017)

.
YATAĞANBABA’NIN (20.12.2017) CEVABI:
“FITRAT” FALAN YOK, “FİTNELİK” VAR!

“Kur’an-ı Kerim’de böyle yazıyor” demişsiniz ama Kur’an’da böyle bir Ayet falan yok! Bu Ayet değil, Peygamberimiz Muhammed’den rivayet edilen bir “Hadis”tir. Söz de sizin yazdığınız gibi değil, "Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar" şeklindedir. (Ebû Dâvut, Sünne - 17)

Ben “İslâm ve Müslüman ne demek” konusunu, geçen haftalarda yayınladığım “Uydurulmuş 3 Din Yahudilik-Hristiyanlık-Müslümanlık ve de Kur’an’daki ‘Tek Gerçek’ Din” adlı Yazım’da anlatmıştım, konuyu iyi anlamanız için o Yazım’ı okumanız gerekiyor.

Burada şu kadarını cevaplayayım: “…üzerine doğar”dan kasıt “yatkın / uygun doğar” anlamındadır. MESELÂ ayrıntıları bir kenara bırakırsak “İslâm’ın ASIL DERDİ” ne? “Allah’tan başka İlah olmadığı”…

Buna rağmen “Yahudiler: ‘Uzeyr, Allah'ın oğludur.’ dediler; Hıristiyanlar da: ‘Mesih, Allah'ın oğludur.’ dediler. (Tevbe Suresi / 30.Ayeti)

“Falan Yahudi veya Falan Hristiyan” demiyor, “Hristiyanlar ve Yahudiler böyle böyle dediler” diyor, yani “çoğul” kullanıyor. Çünkü bunu 1 kişi değil, “biz şu falan Din’e inanıyoruz diyenlerin çoğunluğu” bunları söyüyordu. “Peki neden?!” Çünkü Yeni Yetişen Nesiller, ortadaki bu “iddiaları” hiç sorgulamıyorlar. Dün de sorgulamadılar, bugün de sorgulamıyorlar. Sorgulamayınca da onlar da “falancalar böyle dediler” cümlesinden oluyorlar.

.
AKLI KULLANMAMAK, "FITRAT ÜZERE YAŞAMAYA" ENGELDİR!

Nitekim Allah da “bu aklı kullanmamak / beyinsizlik” eseri iddiayı eleştirirken “öyle olsa, bunun sonu şöyle olurdu, siz bunu bile düşünemiyor musunuz” diyor:

Allah, çocuk edinmemiştir. O'nunla beraber herhangi bir ilah da yoktur. Eğer böyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını yok ederdi ve mutlaka biri ötekine üstün gelmeye çalışırdı. Allah'ın şanı onların nitelendirmelerinden yücedir, arınmıştır. (Mü’minûn Suresi / 91.Ayeti)

Yani bu Peygamber Sözü’ndeki “fıtrat üzere doğmak”; “Dünya’daki yanlışlıkların devam etmesi, -kullanma yeteneğiyle yaratılmış- olduğu halde aklı kullanmayıp-düşünmeyip, Ataları’nın Öğretileri’ni ‘tartışmasız’ kabul etmeleri yüzünden oluyor ve sürüyor” anlamındadır. Yani insan yaratılışı itibariyle “eğer aklını kullanırsa bu yanlışları FARK EDEBİLECEK KAPASİTEDEDİR, eğer aklını kullanmazsa, Ataları gibi o da fark edemeyecek ve BU YANLIŞLA HAYATINI GEÇİRECEKTİR” demektir!

.
“FITRAT ÜZERE” YAŞAMADIKLARI İÇİN, “AMCA
OĞLU” OLAN YAHUDİLER’LE ARAPLAR KAVGALI!

Nitekim “öyle” de olmuyor mu? Yahudiler bir şey yapmak istiyor, Hristiyan Avrupa Birliği “yürü git işine, olmaz o iş” diye tersliyor! Hatta Hristiyan Almanlar –Hitler marifetiyle- “sırf Yahudiler” diye 6 Milyon Masum Yahudi’yi öldürüp-Soykırım uyguluyor!!! Müslüman Araplar bir şey yapmak istiyor, Yahudiler kabul etmiyor. Halbuki Yahudiler’le Araplar “Amca Oğlu” sayılırlar.

Oysa ki kendisine ister “Yahudi”yim desin, ister “Hristiyan”ım desin, ister “Müslüman”ım desin, hepsi de “İslâm Fıtratı üzerine” yaratılmıştır, yani “Barış içinde yaşamak” üzerine… Ama “bu fıtratı” değerlendirip akıllarını kullanamıyorlar, ÇÜNKÜ ATALARI YÜZÜNDEN “İÇİNE DOĞDUKLARI KAVGALAR”LA BEYİNLERİ DOLMUŞ veya DOLDURUYORLAR!

.
KUR’AN’DA “İMANSIZ MÜSLÜMANLAR” BAHSİ!

Eğer ki Dünya’da “İslâm / Huzur-Barış” yani “Kardeşlik” olmuyor da sürekli “Kavga-Savaş” oluyorsa, Yahudilik-Hristiyanlık-Müslümanlık “ne işe” yarıyor. “Turşusunu kurarsınız” desem “Turşuları bile” kurulmaz! EĞER “FITRAT’TAN NASİPSİZ”SE; adı “Yahudilik” olmuş “Müslümanlık” olmuş fark etmiyor, “kaldırıp çöpe atmak” gerekiyor!!! "islâm Fıtratı üzerine doğmak, 'Müslüman' doğmak demek miymiş?!"... Tövbe Yarabbi... Sümme Hâşâ... Allah korusun! Yani “Müslüman” olmakla bir halt olmuyor, ne oluyor “ötüyor” mu Müslüman olunca? Hayır! “Tam tersine” Kur’an “İmansız Müslümanlar”dan bahsediyor:

Bedeviler: "İman ettik." dediler. De ki: "SİZ İMAN ETMEDİNİZ. ANCAK "MÜSLÜMAN OLDUK" DEYİN. İMAN SİZİN KALPLERİNİZE GİRMEMİŞTİR. Eğer Allah'a ve resulüne itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir." (Hucûrat Suresi / 14.Ayeti)

Ayet’te kast edilenler, “içlerinden iman etmedikleri” halde “biz de Müslümanız iman ettik” diyenler. Yani “Müşrikler yenilince” korkmuşlar ve “bunlarla takışır ve savaşırsak bizi de yenerler, onun için ‘Müslüman olduk’ deyip geçelim” anlamında “iman ettik” diyorlar. Ha onlar “korkudan” Müslüman olmuş, ha şimdikiler de “doğduğu Coğrafya yüzünden / Geleneksel” olarak Müslüman olmuş, “ne farkı” var? İkisi de “İslâm Fıtratı / yatkınlığı-yeteneği” ile düşünüp-yaşayıp Müslüman olmuyor ki! Biri Anası’nın yaşadığı Hristiyan Coğrafya’da doğup Hristiyan olmuş, diğeri de Anası’nın yaşadığı Müslüman Coğrafya’da doğup Müslüman olmuş! “Marifet” yok ki bunda! Anası “Tibet”te yaşasaydı Budist olacaktı doğan bebek!

Yani “her çocuk İslâm Fıtratı üzerine doğar”ın anlamı “her çocuk Müslüman olarak doğar” demek değildir! Peygamberimiz bu sözü söylediğinde “Yahudilik, Hristiyanlık, Mecusilik” gibi “tecrübeler” vardı ama henüz “çiçeği burnunda /yeni ” olduğu için Müslümanlık ile ilgili bir tecrübe yoktu. BUGÜN yaşıyor olsa o sözünün devamı “…sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar” şeklinde değil, “…sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi, Müslüman veya Mecusi yapar” şeklinde olurdu, yani Müslümanlığı da “olumsuz örnek” olarak gösterirdi. Çünkü bugün Müslümanlar da tıpkı Yahudiler ve Hristiyanlar gibi “İslâm Fıtratı üzere DOĞSALAR” da, gene tıpkı Yahudiler ve Hristiyanlar gibi maalesef “İslâm Fıtratı üzere falan hayatlarını yaşıyor DEĞİLLER”… Dünya’nın neresine bakarsanız bakın, “Fıtrat” üzere değil de “Fırlamalık-Fitnelik” üzereler!
.
.
Murat Yatağanbaba

See More

--- “Uydurulmuş Din”de Kadın! ---
“BİSİKLET’E BİNMESİ” TAHRİK,
“AT’A BİNMESİ” İSE LANETLİK!

(Yazı'yı "Afiş'in altından" okuyabilirsiniz...)

Image may contain: 3 people, people smiling, text
Murat Yatağanbaba

--- “Uydurulmuş Din”de Kadın! ---
“BİSİKLET’E BİNMESİ” TAHRİK,
“AT’A BİNMESİ” İSE LANETLİK!

Zonguldak'ın Çaycuma İlçesi'ne bağlı Filyos Beldesi'nde, Belediye'de... "Taşeron İşçi" olarak çalışan S.K., bisiklete binen kadınların arasında bulunan G.G.'ye, "Filyos'ta kadınların bisiklete binmesini istemiyoruz. Bisiklete binerek herkesi tahrik ediyorsunuz" diyerek saldırdı, boğazını sıktı. Filyos Belde Belediye Başkanı Ömer Ünal, tekrar Belde'ye gelen Zonguldak Kadın Platformu üyesi kadınları çiçeklerle karşılayarak, "O kişi adına sizden özür diliyorum" dedi. (“Sözcü” Gazetesi / 18.12.2017) Bu “Haber”den sonra bir de, bir “Kitap”tan bilgi aktarayım:

Peygamber Efendimiz’in "kadınların ata binmelerini yasakladığı" nakledilmektedir. Bunun "kadının nenasül uzvuna eğerin zarar" vermesi, "cinsel isteğin" azdırılması gibi tıbbi nedenlerden olduğu söylenebilir. Yahut da o zamanlarda at harpte kullanılan bir hayvandı. Kadınlar harpte genel olarak geri hizmetler dışında görev almazlardı. Kadınların ata binmeleri bu durumda "sadece gösteriş ve erkeklere hava atmak, onları kendilerine davet gibi zina sebebi" olabilir. Peygamber’in sıhhati taştışmalı olmakla beraber “ata binen kadınlara Allah lanet etsin” buyurduğu nakledilmektedir. (Prof.Dr. Cevat Akşit / “İslâm’da Lânetliler” Kitabı / Safya 348)

“Ne” demiş İlahiyat Profesörü? “At’a binme, erkekleri tahrik etme!”

“Ne” demişti Taşeron İşçisi? “Bisiklet’e binme, erkekleri tahrik etme!”

İlahiyat Profesörü “böyle” derse, Taşeron İşçisi de “öyle” demez mi? Der tabi… Bu “kafa” Kadın’a dün At’a binmeyi, bugün de Bisiklet’e binmeyi “tahrik oluyorum şekerim” gerekçesiyle “lanetleyip-boğazını sıkıyor” ve bu da “Din” oluyor? Demek ki 10.000 yıllık Türk Tarihi boyunca Türk Kadınları’nın “hepsi” lanetli!!! Çünkü “göçebe” hayatı da yaşayan, taaa Orta-Uzak Asyalar’dan Anadolu’ya kadar, Türk erkekleri gibi Türk Kadınları da ASIRLARCA At’a bindi.

Amaç aslında belli. Yobaz; Kadın’a “tahrik oluyorum” diyerek At’a da bindirmeyecek, Bisiklet’e de bindirmeyecek, Suudi Uyuz Araplar gibi “Araba” da sürdürmeyecek, “kara çarşafa ve eve” tıkacak! Çünkü bu İlahiyat Profesörü’nün 300’e yakın “lanet” saydığı kitabında “kocasından izinsiz evden çıkan kadınlar da lanetlidir” yazıyor! Bütün bunları üst üste koyduğumuzda iş gider varır dediğim yere, yani “Kadın’ın ev hapsi”ne…

Utanmadan buna “Peygamberimizi” de alet ediyorlar. Çünkü “At’a binen kadınlar lanetlidiri” Prof.Dr. Akşit “kafasından” uydurmuyor, “Din adına yazılmış” kitaplardan okuyor ve oradan “Onlarca Kaynak” gösteriyor.

“Kafasından” Yorumladığı kısmı ise “Davet ve Tahrik”ten sonraki “gerekçesini” açıklamaya çalıştığı kısmı! “Ne gerekçe” göstermiş Ortadoğu ve Balkanlar’ın En Büyük Hacı-Hocası: “Çünkü atın eğeri kadının nenasül uzvuna zarar verebilir…” İyi de o zaman ben erkeğim, bu atın eğeri benim de “testislerime” zarar verebilir! İyi de Kadın binemiyor, Erkek de binemiyor, o zaman bu Atlar’a “kim” binecek, “Çift Cinsiyetliler” mi?
.
.
Murat Yatağanbaba

See More

NECİP FAZIL: TÜRKİYE AMERİKA’NIN YA
“SEVGİLİ”Sİ OLUR, YA DA “ORUSPU”SU!!!

(Yazı'yı "Afiş'in altından" okuyabilirsiniz...)

Image may contain: 2 people, text
Murat Yatağanbaba

NECİP FAZIL: TÜRKİYE AMERİKA’NIN YA
“SEVGİLİ”Sİ OLUR, YA DA “ORUSPU”SU!!!

Eserleri’yle “Nesiller’in Öncülüğü”nü yapan “Milli Ruh’un En Önemli Mimarı” Necip Fazı...l Kısakürek, Star’ın Ödül Töreni’yle bir kez daha anıldı. Geceye Üstad’ın Nesli’nin 15 Temmuz ve Kudüs Davası’ndaki Milli Duruşu damga vurdu! (“Ödüller Milli Duruşa” Haberi / Star Gazetesi / 16.12.2017)

Bu Ödüller bu yıl 4.defa verilmiş, yani 4 yıldır yapılıyormuş bu “Star Gazetesi Necip Fazıl Kısakürek Ödülleri”… Bu “İktidar Beslemesi” Star Gazetesi, Necip Fazıl için “Nesiller’in Öncülüğü’nü yapan” da demiş, “Milli Ruh’un En Önemli Mimarı” da demiş! Olur da “bu kadar” sallama haber ve iddia olmaz, yani bilmeyip de okuyan “sahi” sanacak!

.
> NECİP FAZIL ve DİN!

Necip Fazıl için biri, “Tasavvufi Düşünce’deki enginliği ve Metafizik derinliğiyle anılacak bir adam” olduğunu yazmıştı… Oysa ki kitabında “Öldüğümde falan sureyi / zikiri arkamdan şu kadar okuyun. Çünkü ben şu kadar okuyabildim ve eksik kaldı. Sayının falan sayıya dolması lâzım!” diye yazıyor! (Ben hatırlayamıyorum hangi kitabında olduğunu ama hayranları o bölümün geçtiği kitabı biliyorlardır.) Böyle bir “Vasiyet” bırakan adamın “Tasavvuf enginliği veya Metafizik derinliği” söz konusu değildir. Sevenleri üzülebilir ama kestirmeden söyleyecek olursam, bu Vasiyet’i tipik bir “Hurafe Kalıntısı”dır. İslâm Dini’nde “ölünün ardından şu kadar şunu okuyacaksın” diye bir şey yoktur!

.
> NECİP FAZIL ve ÖRTÜLÜ ÖDENEK!

Neyse, bu kaydadeğer bir şey değil. Neticede “İslâm” diye “Tasavvuf’un Hurafe Çöplüğü”nde gezinmiş, hepsi bu! Fakat o meşhur Büyük Doğu Dergisi’ni “Örtülü Ödenek”ten aldığı paralarla yayınladığı meselesi önemli. Çünkü bu şu demek: İktidar Necip Fazıl Kısakürek’i kullandı! Dönem’in Başbakanı Menderes’ten yaptığı Yazışmalar zaten İnternet’e döküldü… Resmen “tehdit” etmiş Türkiye’nin Başbakanı’nı ve şöyle demiş: “Benim Taksim Meydanı’nda ‘ayakkabı boyamam’ sizin için ‘şeref’ midir?!” Yani bu “Şiirsel Soru”nun anlamı “ulan ya bana Örtülü Ödenek’ten para verirsin, ya da gider Taksim’de ayakkabı boyarım ve ‘Türkler’in Şairleri fakirlikten ayakkabı boyuyor’ diye seni Dünya’ya rezil ederim” demektir!

“Siyasetçi’den para alması” sadece bu “Büyük Doğu Dergisi”ni yayınlarken Başbakan Adnan Menderes’ten ibaret de değil… “Çile” adlı Şiir Kitabı’nı, dün “Siyasal İslâm”ın, bugünse hem “Siyasal İslâm”ın hem de “Ilımlı İslâm”ın savunucusu gibi duran Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sayesinde (“maddi desteğiyle” diye okunur) yayınlamış! Yani bu Ödül Töreni’ni düzenleyen Star Gazetesi nasıl ki “İktidar / Siyasetçiler’in Beslemesi”yse, Siyasetçiler Menderes ve Gül’den para alan Necip Fazıl Kısakürek de öyle. Yani Necip Fazıl hem “Siyaset” hem de “Örtülü Ödenek” Beslemesi…

Kendim de “Yayıncı” olduğumdan biliyorum bunları yayınlamanın “ne kadar zor” olduğunu. İyi de “ÇARE” gidip de “Çile” Kitabı’nı Abdullah Gül’ün parasıyla yayınlamakta mı? Hayır, benim gibi “Saçmalıkname” Kitabım’dan başlayarak 14 Kitabım’ı “OKUYUCULAR’IN MADDİ DESTEĞİ”yle yayınlamaktır. “Örtülü Ödenek Parası”yla Dergi-Kitap yayınlamak neyin nesidir? Sen Başbakan Menderes’e “yağcılık ve yalakalık” yapacaksın diye bu Millet’in “Vergileri”nden oluşan Örtülü Ödenek’ten “Dergi-Kitap çıkar” diye sana “niye” ödeme yapılsın!

.
> NECİP FAZIL ve "AMERİKA’NIN OROSPUSU" ÜLKE!

Bu “Örtülü Ödenek Beslemesi” Necip Fazıl 1949’da “kumar oynarken” de yakalanmış!... 1960’da ise “Atatürk’tün Hatırası’na Hakaret”ten hapis cezası da almış!...

Necip Fazıl’a göre “Amerika’nın sevgilisi olamazsak, orospusu olurmuşuz!” (Büyük Doğu Dergisi / 17 Temmuz 1959) Yani açıkça “Amerika’ya Pezevenklik” yapıp Türkiye’yi peşkeş çeken bu Necip Fazıl, Star Gazetesi’ne göre “Milli Ruh’un En Önemli Mimarı’ymış”mış… Güler misin ağlar mısın? “Siyasi Pezevenklik” NE ZAMANDAN BERİ “Milli Ruh’un -hem de- ‘En Önemli’ Mimarılığı” olur oldu?!!!

Yani bir bakıyorsun Necip Fazıl’a “kumar” oynuyor, bir bakıyorsun “arkamdan şu kadar şunu okuyun” diyor! Bir bakıyorsun “Atatürk’e hakaret”ten hapis yatıyor, bir bakıyorsun “Örtülü Ödenek’ten para” alıyor. Bir bakıyorsun “Din’den Kitap”tan bahsediyor, bir bakıyorsun Amerika’ya “Amerika’dan / Amerikalılardan daha çok” övgü yağdırıyor!

.
> NECİP FAZIL ve KADIN BACAKLARI!

Aynı Necip Fazıl bir bakıyorsun “kadının bacaklarına” tapıyor, bir bakıyorsun “taparken de işin içine İsa Peygamberi karıştırıyor!

Boynuma doladığın güzel putu görseler,
İnsanlar öğrenirdi neye tapacağını.
Kör olsam da açılır gözüm, ona sürseler
“İsa’nın eli” diye, bir kadın bacağını…

Diyebilirsiniz ki “İsa’nın eli” ile “kör gözün açılması”nın ne alakası var? “İsa Peygamber eliyle Allah’ın gerçekleştirdiği bir ‘Mucize’den” bahsediyor:

Hani, Allah şöyle demişti: "Ey Meryem'in oğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ruhul-kudüs'le desteklemiştim, beşikte iken ve erginlik çağında insanlarla konuşuyordun. Sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş görünümünde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun da o benim iznimle kuş oluyordu. DOĞUŞTAN KÖRÜ, ABRAŞI BENİM İZNİMLE İYİLEŞTİRİYORDUN. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. İsrailoğullarını senden uzak tutmuştum. Hani, sen onlara açık-seçik ayetleri getirdiğinde, küfre sapanları şöyle deyivermişti: "Açık bir büyüden başka bir şey değil bu." (Maide Suresi / 110.Ayeti)

.
OROSPULUK “KANLARINA” İŞLEMİŞ!

İşte bu “Eserleri’yle ‘Nesiller’in öncülüğü’nü yapan ‘Milli Ruh’un en önemli mimarı” ilan edilen Necip Fazıl, “İsa’nın eli şart değildir, KADIN BACAĞINI gözlerime sür, kör olsa bile açılır-görür” diyor!!!

Şairliğine / edebiyatımıza katkısına bir şey demiyorum ama bu tarihi vaka’lar ortadayken -kimse kusura bakmasın- Necip Fazıl Kısakürek’te ben bir “duruş” görmüyorum! Yani bırakın İktidar Beslemesi Star Gazetesi’nin iddia ettiği gibi bu Örtülü Ödenek Beslemesi Necip Fazıl’ın “Nesiller’in Öncülüğü’nü yapan, ‘Milli Ruh’un En Önemli Mimarı” olmasını falan, ben bu adamın “ne olduğunu” anlamış değilim! Dedim ya bir “duruşu” yok diye! Eee YOKSA; bu kişi “Nesiller’in Öncülüğü’nü yapan” da olamaz, hele hele “Milli Ruh’un En Önemli Mimarı” hiç olamaz! Olsa olsa “KENDİ BAŞINI KADIN BACAĞI’NA DOLAYAN” ve de “TÜRKİYE’NİN BAŞINI AMERİKAN ASKERİ’NİN BACAK ARASINA SOKAN” olarak “Bacak Fetişisti” yani “Bacak Manyağı” olur!

Allah’ın “Bacak Tapıcısı” ve “Örtülü Ödenek Beslemesi”, oluverdi Siyasal İslamcılar sayesinde başımızda “Milli Ruh’un En Önemli Mimarı”… Gerçi doğrudur, çünkü sizin bu “Milli Ruh”unuz “bacak arasından” hiç çıkmadı ki! Ya “Amerika’nın Orospusu” olduğunuz, ya “Avrupa’nın Orospusu”, ya da “Araplar’ın Orospusu”… “Tam Bağımsız / Namuslu Türkiye” olmaksa “Mezhebiniz’de ve Meşrebiniz’de HİÇ olmadı, çünkü Orospuluk “kanınıza” işledi… Bizim “Milli Ruhumuz’un En Önemli Mimarı”; sizin bu “Siyasi Pezevenkleriniz” değildir, Türkiye’yi onların “bacak arasına” yatırıp-peşkeş çekmeyen, tam tersine “geldikleri gibi giderler” diyendir!
.
.
Murat Yatağanbaba

See More